Duygulanımsal Aktarım ve Ruhun Gözenekleri


​Görünmez Miras: Duygulanımsal Aktarım ve Ruhun Gözenekleri

​Psikoloji dünyasında uzun süre çocuğun gelişimini sadece "kendi iç dünyası" üzerinden okuduk. Ancak Jessica Benjamin, odağı değiştirerek bizi bambaşka bir aynaya bakmaya davet etti: Öznelliklerarasılık. Benjamin’e göre gelişim, boşlukta değil; iki canlının, yani iki farklı öznelliğin çarpışması ve uyumuyla gerçekleşir.

​Bu noktada Benjamin’in üzerinde durduğu en sarsıcı kavramlardan biri duygulanımsal aktarımdır.

​Annenin Sessiz Dili: Düzenlenememiş Duygular

​Benjamin, anne ve çocuk arasındaki bağı anlatırken annenin sadece "bakım veren" bir figür olmadığını, kendi arzuları, korkuları ve en önemlisi işlenmemiş (düzenlenememiş) duyguları olan bir özne olduğunu vurgular. Anne, kendi iç dünyasında yatıştıramadığı bir kaygıyı veya dile dökemediği bir öfkeyi taşıdığında, bu duygular kelimelere dökülmese bile çocuğun gelişen benliğine bir sis gibi nüfuz eder.

​Bu bir tür "duygusal sızıntıdır." Çocuk, annenin yüzündeki mikro ifadelerden, sesindeki belli belirsiz gerginlikten veya kucağındaki katılıkta bu düzenlenememiş duyguyu emer. Çocuk için bu, henüz anlamlandıramadığı ama ruhunun derinliklerinde hissettiği bir "yabancı yerleşimci" gibidir.

​Benliğin İçindeki "Öteki"

​Benjamin’in yaklaşımında bu durum sadece bir etkilenme değildir; çocuğun kendi öznelliğinin inşasında annenin bu ham duygularının yapı taşı haline gelmesidir.

  • ​Eğer anne kendi kaygısını kapsayamıyorsa, çocuk bu kaygıyı "kendine ait bir parçaymış" gibi içselleştirir.
  • ​Bu durum, ileride kişinin nedenini bilmediği bir huzursuzlukla, başkalarının duygularını aşırı üstlenme eğilimiyle veya kendi sınırlarını çizmekte zorlanmasıyla sonuçlanabilir.

​Tanınma Arzusu ve İyileşme

​Benjamin bize karamsar bir tablo çizmez. Aksine, çözümün "tanınma" (recognition) ihtiyacında yattığını söyler. İyileşme, annenin (veya ötekinin) mükemmel olmasıyla değil; her iki tarafın da birbirini ayrı birer özne olarak görebilmesiyle başlar.

​Annenin kendi duygularını düzenlemeyi öğrenmesi ve çocuğun da bu duyguların kendisine ait olmadığını fark etmesi, "ayrışma-bireyleşme" sürecinin en sağlıklı adımıdır. Benjamin’in dediği gibi; gerçek bağ, iki kişinin birbirini yutmadan, karşılıklı bir etkileşim içinde var olabildiği o "üçüncü alanda" kurulur.

​Ruhumuz, bakım verenlerimizin sessiz miraslarıyla doludur. Bu mirası reddetmek yerine, Benjamin’in penceresinden bakarak bu "duygulanımsal sızıntıları" fark etmek, bize kendi gerçek benliğimizi inşa etme şansı verir. Unutmayın; bir başkasının düzenleyemediği duygular sizin kaderiniz değil, sadece bir dönem paylaştığınız o ortak iklimin kalıntılarıdır.


Yorumlar

Popüler Yayınlar