Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ergenin Dünyasını Anlamak

​Ergen Beynini Yeniden Keşfetmek: Ergenlik Bir Kriz mi, Yoksa Fırsat mı? ​Ergenlik dönemi, hem aileler hem de gençler için genellikle fırtınalı bir deniz gibi algılanır. Çatışmalar, riskli davranışlar, dijital bağımlılık ve sınav stresi... Peki ya tüm bu süreç, beynin "arızalı" olmasından değil de, muazzam bir yeniden yapılanma içinde olmasından kaynaklanıyorsa? ​Klinik araştırmalar ve güncel nörobilim verileri, ergenliğe dair bildiğimiz kültürel efsaneleri yıkıyor. Ergenlik bir hastalık veya kriz dönemi değil; doğru yönetildiğinde harika sonuçlar doğurabilecek yüksek bir adaptasyon ve öğrenme evresidir. ​İşte nörobiyoloji, dijital çağ ve Türkiye gerçekleri bağlamında ergen beynini anlamanın ve desteklemenin yolları... ​Ergenlik Hakkındaki Yanlış Bilinenler (Kültürel Efsaneler vs. Nörobilimsel Gerçekler) ​Toplumda ergenlere dair yaygın ama yanlış olan bazı inanışlar vardır. Bilim ise bize bambaşka bir tablo sunuyor: ​Efsane: Ergenler riskleri umursamaz ve mantıksızdır. ​Gerçe...

Yaşlanırken Zihni Genç Tutmanın Sırrı:

​Yaşlanırken Zihni Genç Tutmanın Sırrı: Sürekli Öğrenme ve Nöroplastisite ​Öğrenmenin sadece okul yıllarına veya gençliğe özgü bir eylem olduğunu mu düşünüyorsunuz? Toplumsal beklentiler genellikle yetişkinlik dönemini, mevcut bilgilerin kullanıldığı ve yeni öğrenmelerin yavaşladığı bir evre olarak görmeye eğilimlidir. Ancak nöroplastisite üzerine yapılan güncel araştırmalar, bu efsaneyi tamamen çürütüyor. ​İlerleyen yaşlarda yeni bir dil öğrenmek, farklı bir teknolojik cihaz kullanmaya başlamak veya sanatsal bir beceri edinmek, zihinsel gerileme riskini azaltmanın ve bağımsız yaşamı desteklemenin en güçlü yollarından biri. ​Peki, yaşlanan beyni korumak için öğrenme süreçlerini nasıl hayatımızın merkezine alabiliriz? ​Toplumsal Ön Yargıları Kırmak: "Bu Yaştan Sonra Öğrenemem" Yanılgısı ​Yaşlanmayla ilgili toplumsal kalıp yargılar, çoğu zaman biyolojik yaşlanmanın kendisinden daha tehlikelidir. "Bu yaştan sonra teknoloji öğrenemem" veya "Benim için artık ç...

Gençler ve Yapay Zekâ:

​Gençler ve Yapay Zekâ: Dijital Çağda Arkadaşlığın Psikolojik Etkileri ​Günümüzde gençlerin neredeyse tamamı (%95) akıllı telefona sahip ve ortalama bir çocuk ilk telefonuna 8,5 yaşında kavuşuyor. Ancak asıl şaşırtıcı olan, birçok gencin artık akademik yardım veya eğlencenin ötesine geçerek duygusal destek ve arkadaşlık için yapay zekâ (YZ) sohbet robotlarına yönelmesi . ​Peki, yüz yüze iletişimin yerini ekranların, insan dostların yerini algoritmaların aldığı bu yeni dijital ekosistem, gençlerin ruh sağlığını ve sosyal bağlarını nasıl şekillendiriyor? Çeşitli disiplinlerden psikologların araştırmalarına dayanarak, dijital teknolojinin genç arkadaşlıkları üzerindeki etkilerini mercek altına alıyoruz. ​Arkadaşlık Neden Bu Kadar Önemli? ​Ergenlik, beynin sosyal normları, onaylanmayı ve empatiyi öğrendiği kritik bir "ikinci hassas dönemdir". Arkadaşlarla geçirilen olumlu zamanlar beynin ödül merkezlerini harekete geçirir. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki; sağlıklı akran il...

Aile Danışmanlığı Rehberi: Ne Zaman Başvurmalı

  Aile Danışmanlığı Rehberi: Ne Zaman Başvurmalı, Doğru Uzmanı Nasıl Seçmeli? ​İlişkiler de tıpkı canlı organizmalar gibidir; doğar, büyür, hastalanır ve eğer doğru müdahaleler yapılmazsa işlevini yitirebilir. Ancak toplumumuzda ilişki dinamiklerine dair yaygın ve bir o kadar da tehlikeli bir yanılgı var: Sorunları görmezden gelip, kriz ancak katlanılamaz bir noktaya ulaştığında dışarıdan destek aramak. ​Peki, aile danışmanlığı gerçekten sadece "boşanma öncesi atılan son bir çığlık" mıdır? Yoksa ilişkinin potansiyelini ortaya çıkaran, patolojiden ziyade gelişime odaklanan bir onarım süreci mi? Gelin, ilişkilerin görünmeyen dinamiklerine nöropsikolojik ve yapılandırılmış bir perspektiften mercek tutalım. ​Hangi Durumlarda Aile Danışmanlığı Gereklidir? ​Birçok çift, destek almak için büyük bir krizin (aldatma, iflas, şiddetli çatışma) patlak vermesini bekler. Oysa ilişkideki asıl tehlike, gürültülü kavgalardan ziyade sessiz kopuşlarda gizlidir. Aşağıdaki durumlar, aile danı...

İnsan Davranışının İki Yüzü: Özgüvenin Üstbilişsel Kökleri ve İşbirliğinin Kültürel Evrimi

  İnsan Davranışının İki Yüzü: Özgüvenin Üstbilişsel Kökleri ve İşbirliğinin Kültürel Evrimi ​İnsan zihninin çalışma prensipleri ve sosyal bir varlık olarak toplum içindeki yerimiz, psikolojinin en büyüleyici araştırma alanlarından biridir. Kendi iç dünyamızdaki yeterlilik duygumuz (özgüven) ile dış dünyayla kurduğumuz ortaklıklar (işbirliği) görünürde iki farklı mekanizma gibi dursa da, aslında nöropsikolojik ve bilişsel gelişimimizin birbirini tamamlayan yapıtaşlarıdır. ​Son dönemde yayımlanan iki çarpıcı bilimsel araştırma, insanın karar verme süreçlerine, kendi performansını nasıl değerlendirdiğine ve kültürler arası sosyal normları nasıl içselleştirdiğine dair çok önemli veriler sunuyor. Gelin, üstbilişsel (metakognitif) süreçlerimizin ve kültürel gelişimimizin insan davranışını nasıl şekillendirdiğine yakından bakalım. ​Özgüven Eksikliğinin Anatomisi: Kaygı mı, Cinsiyet Faktörü mü? ​Klinik gözlemler, kaygı (anksiyete) eğilimi olan bireylerin ve genellikle kadınların, labo...

İlişkilerin Nörobiyolojisi

  İlişkilerin Nörobiyolojisi: Gottman Ekolü ve Biyopsikososyal Yaklaşım Neden Bir Tercih Değil, Mecburiyettir? ​ ​İnsan davranışını ve aile içi dinamikleri anlamaya çalışırken, uzun yıllar boyunca zihni dış dünyadan ve bedenden bağımsız bir "kara kutu" olarak ele aldık. Geleneksel psikoloji, sorunu bireyin sadece kendi iç çatışmalarında ararken; yirminci yüzyılın ortalarında sahneye çıkan sistemik aile terapileri (Yapısal ve Stratejik ekoller) bu odağı ailenin kurallarına, hiyerarşisine ve iletişim oyunlarına kaydırdı. ​Salvador Minuchin’in aileyi bir mimari yapı gibi ele alıp sınırları yeniden çizmesi veya Jay Haley’in kemikleşmiş dirençleri kırmak için tasarladığı stratejik manevralar şüphesiz ki klinik alanda devrim niteliğindeydi. Ancak modern klinik gözlemler ve nöropsikolojik bulgular bizi çok daha sarsıcı bir gerçekle yüzleştirdi: Sinir sistemi regüle olmamış bir bedende, hiçbir bilişsel veya yapısal müdahale kalıcı bir davranış değişimi yaratamaz. ​İşte tam bu nok...

Karar Verme Süreçlerimize Nöropsikolojik Bir Bakış

​Zihnimizin İki Yüzü: Karar Verme Süreçlerimize Nöropsikolojik Bir Bakış  Zihnimiz kararları nasıl alıyor? Daniel Kahneman'ın Hızlı ve Yavaş Düşünme teorisini, nöropsikoloji, davranış değişimi ve felsefi bir bakış açısıyla inceliyoruz. ​Gün içinde verdiğimiz kararların ne kadarının gerçekten bizim kontrolümüzde olduğunu hiç düşündünüz mü? Nobel ödüllü davranışsal ekonomist Daniel Kahneman’ın Hızlı ve Yavaş Düşünme adlı başyapıtı, insan zihninin işleyişine dair ezber bozan bir çerçeve sunar. Ancak bu mesele salt ekonomik bir tercih meselesi değildir; aynı zamanda zihnimizin enerji yönetimi, sinirsel ağlarımızın çalışma prensibi ve evrimsel bir hayatta kalma stratejisidir. ​Gelin, zihnimizde her saniye gerçekleşen bu sessiz etkileşime, beynimizin kıvrımları arasından ve klinik gözlemlerin ışığında yeniden bakalım. ​Zihnin Çift Motorlu Mimarisi: Sistem 1 ve Sistem 2 ​Kahneman’ın "Sistem 1" ve "Sistem 2" olarak adlandırdığı mekanizmalar, aslında sinirbilimsel...

Çocukluk Travmaları Kalıcımıdır?

  Çocukluk Travması Anıları Ne Kadar Güvenilir? Yeni Araştırmanın Işığında Hafıza ve İyileşme ​Toplumda ve hatta bazen hukuki veya klinik süreçlerde yaygın bir yanılgı vardır: Travmatik anıların, özellikle de çocukluk çağına ait olanların zamanla silindiği veya doğası gereği güvenilmez olduğu düşünülür. Ancak King's College London tarafından yürütülen ve Nature Mental Health dergisinde yayımlanan 40.000 kişilik geniş çaplı bir analiz, bu ezberi bozuyor. Araştırma, kötü muameleye dair anıların sanıldığından çok daha tutarlı olduğunu ortaya koyarken, nöropsikolojik ve klinik düzeyde hep vurguladığımız çok kritik bir detayın da altını çiziyor: Müdahalede zamanlama her şeydir. ​İşte bu önemli araştırmanın travma, hafıza gelişimi ve psikolojik iyileşme süreçlerine dair bize sunduğu temel içgörüler. ​Yetişkinlerde Sabit, Çocuklarda Esnek Hafıza ​Çalışmanın en çarpıcı bulgularından biri, hafızanın zaman içindeki tutarlılığının yaşa bağlı olarak değişkenlik göstermesidir. ​Yetişkinle...

AKIŞKAN AŞK

  ​ ​Dijital Çağda Bağlanma Korkusu: Zygmunt Bauman ve "Akışkan Aşk" ​Günümüzde ilişkilerin hızına yetişebiliyor musunuz? Birkaç kaydırma hareketiyle başlayan, ilk krizde "engelle" butonunun soğukluğuna teslim olan ve adeta bir kullan-at ürünü gibi hızla tüketilen bağlar... Hepimiz içten içe derin bir aidiyet ararken, neden bir o kadar da özgürlüğümüzün kısıtlanmasından korkuyoruz? ​Ünlü sosyolog Zygmunt Bauman , modern insanın bu derin çelişkisini kült eseri "Akışkan Aşk" (Liquid Love) kitabında masaya yatırıyor. Katı olan her şeyin eridiği, değerlerin ve yapıların sürekli şekil değiştirdiği bu çağa Bauman, akışkan modernite adını veriyor. Ancak bu toplumsal kırılganlık sadece sosyolojinin konusu değil; bireysel dünyamızda, psikolojimizin en derin savunma mekanizmalarında da karşılık buluyor. ​Gelin; sosyolojinin keskin aynasını psikolojinin içgörüsüyle birleştirelim ve modern aşkın röntgenini birlikte çekelim. ​1. "İlişki" Değil, ...

Alzheimer Tedavisinde Ritim ve Işık Devrimi

​Alzheimer Tedavisinde Ritim ve Işık Devrimi: MIT’nin 40Hz Gama Uyarımı Bize Ne Anlatıyor? ​ Alzheimer tedavisinde ilaçsız bir dönem mi başlıyor? MIT'nin 40Hz ışık ve ses uyarımı (GENUS) teknolojisiyle beynin doğal temizlik sistemini, glimfatik akışı ve hücresel iyileşme mekanizmalarını nasıl harekete geçirdiğini inceledik. ​Modern tıp, nörodejeneratif hastalıklarla mücadelede uzun süredir farmakolojik (ilaç odaklı) çözümlere odaklanmış durumdaydı. Ancak laboratuvarlardan ve klinik çalışmalardan gelen son veriler, Alzheimer gibi karmaşık süreçlerin çözümünde biyofiziksel ve ritmik yaklaşımların ezber bozabileceğini gösteriyor. ​MIT (Massachusetts Institute of Technology) Picower Öğrenme ve Hafıza Enstitüsü tarafından yürütülen ve nörobilim dünyasında geniş yankı uyandıran 40Hz Gama Stimülasyonu (GENUS) çalışmaları, beynin kendi doğal savunma ve temizlik mekanizmalarını dışarıdan invaziv (girişimsel) bir müdahale olmadan harekete geçirmenin yolunu açtı. ​Peki, saniyede 40 kez ...

Yapay Zeka Psikoloğunuz Olabilir mi?

  ​Yapay Zeka Psikoloğunuz Olabilir mi?   Yapay Zeka ve Ruh Sağlığı: Chatbotlardan Tavsiye Almak Güvenli mi? :   Duygusal destek için yapay zeka kullanıyor musunuz?  Amerikan Psikoloji Derneği'nin (APA) güncel kılavuzuna göre yapay zekayı ruh sağlığında güvenli kullanmanın yolları. ​Son yıllarda hayatımızın her alanına dokunan yapay zeka, artık sadece işlerimizi kolaylaştırmakla kalmıyor; zihinsel ve duygusal olarak sıkıştığımızda da kapısını çaldığımız bir sırdaşa dönüşüyor. Günümüzde pek çok insan, yalnızlık hissiyle baş etmek, duygusal destek bulmak ya da ruh sağlığına dair sorularına yanıt aramak için yapay zeka sohbet robotlarıyla dertleşiyor. ​Peki, ekranın diğer ucundaki bu algoritmalar zihinsel sağlığımız için gerçekten güvenli bir liman mı? ​ Amerikan Psikoloji Derneği (APA) , yapay zekanın ruh sağlığı ve wellness uygulamalarında kullanımı üzerine kapsamlı bir kılavuz yayımladı. Kılavuz, yapay zekanın sunduğu kolaylıkları göz ardı etmiyor ancak sını...

Travma ve Kimlik

  Hayat hepimizi bir yerlerden yaralar; bu, insan olmanın kaçınılmaz ortak paydasıdır. Ancak asıl büyük yol ayrımı, o yaranın kapısını kapatıp yolumuza devam ettiğimizde değil, yaranın kendisini evimiz haline getirdiğimizde başlar. ​Psikolojide son yıllarda sıkça üzerinde durulan "Yara Kimliği" (Wound Identity) kavramı, tam olarak bu kırılma noktasını işaret eder: Başına gelen acı verici olayları sadece bir deneyim olarak değil, kim olduğunun temel tanımı olarak kabul etmek. ​Peki, zihin neden iyileşmek yerine acının içinde kalmayı seçer ve bu döngüden nasıl çıkılır? ​Tanıdık Acının Konforu: Yara Kimliği Nedir? ​Bir haksızlığa uğradığımızda, travmatik bir kayıp yaşadığımızda veya hayal kırıklığıyla sarsıldığımızda acı çekmek en doğal hakkımızdır. Tehlike, bu acı zamanla hafiflemediğinde değil, bizi tanımlayan ana anlatı (narrative) haline geldiğinde başlar. ​Zihnimiz, bu yıkıcı duruma rağmen yara kimliğine tutunmayı paradoksal bir şekilde "konforlu" bulabili...

Maneviyat Psikolojisinin Yükselişi

  Ruhun Derinliklerine Dönüş: Maneviyat Yönelimli Psikoterapi Neden Yükselişte? ​Modern dünya bize hızı, konforu ve durmaksızın tüketmeyi vaat etti. Ancak bu baş döndürücü ivmenin ortasında, insan ruhunun derinliklerinde sessiz bir kırılma yaşandı. Saniyede binlerce verinin aktığı dijital çağda, insan hiç olmadığı kadar "bağlantıda" ama bir o kadar da "bağlantısız" hissetmeye başladı: Kendine, doğaya ve yaşamın o büyük gizemine yabancılaşarak... ​İşte tam bu noktada, psikoterapi odalarından yeni ve aslında çok tanıdık bir ses yükseliyor. Sadece semptomları susturmayı değil, ruhun o kadim sızısını anlamayı hedefleyen Maneviyat Yönelimli Psikoterapi , tüm dünyada yükselen bir grafik çiziyor. ​İşin aslı, bu yükseliş bir "moda" ya da bilim dışı bir kaçış değil; psikoloji tarihinin devlerinin attığı ama modernitenin unuttuğu tohumların yeniden filizlenmesidir. ​1. Maslow’un Eksik Kalan Zirvesi ve Frankl’ın Anlam Çığlığı ​Ana akım psikoloji uzun süre insanı...

Tekil Benlikten İlişkisel "Biz"e: Yetişkin Odaklı Sorunlarda Sistemik Terapinin Bilimsel Kanıtları (Alan Carr, 2018 İncelemesi)

  Tekil Benlikten İlişkisel "Biz"e: Yetişkin Odaklı Sorunlarda Sistemik Terapinin Bilimsel Kanıtları (Alan Carr, 2018 İncelemesi) ​Modern psikoloji uzun yıllar boyunca insanı yalıtılmış bir ada, zihni ise dış dünyadan bağımsız çalışan kartezyen bir mekanizma olarak görme eğilimindeydi. Ancak klinik pratik ve yaşamın olağan akışı bize defalarca göstermiştir ki; insanın acısı da neşesi de tekil bir boşlukta değil, ötekiyle kurduğu bağların tam ortasında, ilişkisel bir matriste filizlenir. İnsanın varoluşsal serüveni, tekil bir benliğin sınırlarını aşarak her zaman ötekiyle kurduğu ağlarda anlam kazanır. ​Klinik psikoloji literatüründe bu ilişkisel hakikati ampirik (görgül) verilerle en güçlü şekilde taçlandıran çalışmalardan biri, Alan Carr’ın 2018 yılında Journal of Family Therapy ’de yayımlanan "Couple therapy, family therapy and systemic interventions for adult-focused problems: the current evidence base" (Yetişkin odaklı sorunlar için çift terapisi, aile terapi...

Dopamin Nedir?

  Motivasyon ve Ödül Sisteminin Bilimsel Sırrı: Dopamin Nedir? ​Sabah alarmı çaldığında yataktan fırlamanızı sağlayan şey ne? Ya da saatlerce çalışmanız gereken o önemli projenin başına oturmak yerine, neden kendinizi bir anda YouTube’da kedi videoları izlerken buluyorsunuz? ​Birçoğumuz bunu "iradesizlik" veya "tembellik" olarak adlandırıp kendimize yükleniyoruz. Ama işin aslı çok daha derinlerde, beynimizin karanlık odalarında salgılanan küçücük bir molekülde saklı: Dopamin . ​Gelin, modern dünyanın en çok konuşulan ama en çok da yanlış anlaşılan bu kimyasal habercisinin arkasındaki bilimsel sırrı ve motivasyonunuzu nasıl yönetebileceğinizi keşfedelim. ​Dopamin Nedir? (Büyük Mitin Çöküşü) ​Yıllarca kulaktan kulağa yayılan büyük bir yanılgı var: Dopaminin bir "haz molekülü" olduğu söylenir. Çikolata yediğimizde, sosyal medyada beğeni aldığımızda ya da oyun kazandığımızda hissettiğimiz o mutluluk patlamasının sorumlusu dopamin olarak bilinir. ​Ancak m...

Lacan, Dil ve Bilinç Dışı

  ​Zihnimizin Gizli Grameri: Lacan, Dil ve Bilinç Dışı ​Psikanalizin babası Sigmund Freud, bilinç dışını karanlık, bastırılmış arzularla dolu ve kontrolü zor vahşi bir ormana benzetiyordu. Jacques Lacan ise bu ormana elinde bir fenerle girdi ve bize bambaşka bir şey gösterdi: Orada vahşi bir düzensizlik yoktu; aksine, son derece sistemli bir kurallar bütünü işliyordu. ​Lacan o meşhur ve devrimsel cümlesini kurdu: "Bilinç dışı, bir dil gibi yapılanmıştır." ​Peki bu tam olarak ne anlama geliyor? Kelimeler, bizim farkında olmadığımız kararlarımızı nasıl yönetiyor? Gelin, zihnimizin gizli gramerini birlikte çözelim. ​Kelimelerin Efendisi Değil, Kölesiyiz ​Gündelik hayatta dili bir "araç" olarak görürüz. Canımız bir şey ister, onu kelimelere dökeriz ve dille dünyayı kontrol ettiğimizi sanırız. Lacan’a göre ise durum tam tersidir: Biz dili konuşmayız, dil bizi konuşur. ​Biz daha doğmadan önce dil dünyada zaten mevcuttu. Kuralları, kelimeleri, anlamları hazırdı. Doğ...

Lacan ve Narsisizm

  Aynadaki Yabancı: Lacan’a Göre Narsisizm Neden Aslında "Kendimizi Sevmek" Değildir? ​Günümüzde "narsist" kelimesi havada uçuşuyor. Eski sevgiliniz, patronunuz, sosyal medyadaki o fenomen... TikTok ve Instagram çağında narsisizmi bir çeşit "aşırı kendini sevme ve kibirlenme hastalığı" olarak görmeye alıştık. ​Ancak Fransız psikanalist Jacques Lacan ’ın tozlu teorilerine biraz kulak kabartırsak, durumun çok daha derin, biraz trajik ve bir o kadar da absürt olduğunu görürüz. Lacan’a göre narsisizm, birkaç insanın yakalandığı bir karakter bozukluğu değil; insan olmanın ta kendisidir. ​Ve işin en komik (ya da dramatik) tarafı şu: Narsisizm aslında kendinizi sevmeniz değil, kendiniz sandığınız bir yabancıya aşık olmanızdır. ​Nasıl mı? Gelin, Lacan’ın meşhur "Ayna Evresi" teorisiyle aynanın arkasına geçelim. ​1. Bebeklikteki O Büyük İllüzyon: Ayna Evresi ​Lacan bizi insanlığımızın ilk aylarına, 6 ila 18 aylık olduğumuz döneme götürür. O dönemde ...

Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım

 Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım Holroyd Modeli ve Biyopsikososyal Yaklaşım Kronik Baş Ağrılarının Yönetiminde Stres Yönetimi, Gevşeme Eğitimi ve Farmakoterapinin Klinik Entegrasyonu Klinik İnceleme Makalesi • Haziran 2026 Özet Gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), dünya genelinde iş gücü kaybı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açan en yaygın primer baş ağrısı bozukluğudur. Kronik formlarında tek başına farmakolojik müdahaleler genellikle yetersiz kalmakta veya ilaç aşırı kullanımı baş ağrısı (İABA) riskini beraberinde getirmektedir. Bu makale, Kenneth A. Holroyd ve ark. tarafından geliştirilen davranışçı ve bilişsel modelleri merkeze alarak, GTBA yönetiminde Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT) ve Stres Yönetimi Terapisinin (SMT) etkinliğini incelemektedir. Özellikle Holroyd’un 2001 yılında JAMA'da yayımlanan dönüm noktası niteliğindeki randomize kontrollü çalışması ekseninde; trisiklik antidepresanlar, gevşeme eğitimleri, bilişsel yeniden yapılandırma ve kombine te...