Lacan, Dil ve Bilinç Dışı
Zihnimizin Gizli Grameri: Lacan, Dil ve Bilinç Dışı
Psikanalizin babası Sigmund Freud, bilinç dışını karanlık, bastırılmış arzularla dolu ve kontrolü zor vahşi bir ormana benzetiyordu. Jacques Lacan ise bu ormana elinde bir fenerle girdi ve bize bambaşka bir şey gösterdi: Orada vahşi bir düzensizlik yoktu; aksine, son derece sistemli bir kurallar bütünü işliyordu.
Lacan o meşhur ve devrimsel cümlesini kurdu: "Bilinç dışı, bir dil gibi yapılanmıştır."
Peki bu tam olarak ne anlama geliyor? Kelimeler, bizim farkında olmadığımız kararlarımızı nasıl yönetiyor? Gelin, zihnimizin gizli gramerini birlikte çözelim.
Kelimelerin Efendisi Değil, Kölesiyiz
Gündelik hayatta dili bir "araç" olarak görürüz. Canımız bir şey ister, onu kelimelere dökeriz ve dille dünyayı kontrol ettiğimizi sanırız. Lacan’a göre ise durum tam tersidir: Biz dili konuşmayız, dil bizi konuşur.
Biz daha doğmadan önce dil dünyada zaten mevcuttu. Kuralları, kelimeleri, anlamları hazırdı. Doğduğumuz andan itibaren kendimizi ifade edebilmek için o hazır dilin içine girmek, onun kurallarına uymak zorunda kaldık. Lacan buna Simgesel Düzen der.
Acımızı, neşemizi, hatta en mahrem arzularımızı bile ancak toplumun bize sunduğu kelimelerle anlatabiliriz. Dolayısıyla, kendimizi dille kurduğumuz an, aslında dilin sınırlarına da hapsolmuş oluruz.
Gösteren Zinciri: Anlam Neden Sürekli Kaçar?
Lacan, ünlü dilbilimci Ferdinand de Saussure’ün "Gösteren" (kelimenin kendisi/ses imgesi) ve "Gösterilen" (kelimenin zihnimizdeki kavramsal karşılığı) formülünü aldı ve altüst etti.
Saussure bu ikisinin bir madalyonun iki yüzü gibi birbirine bağlı olduğunu düşünüyordu. Lacan ise araya kalın bir duvar ördü. Ona göre bir kelime (gösteren), hiçbir zaman nihai bir anlama (gösterilene) ulaşamaz. Bir kelimenin anlamını bulmak için sözlüğe baktığınızda, karşınıza yine kelimeler çıkar. O kelimelerin anlamı için yine başka kelimelere bakarsınız.
Sonsuz Kayma: Bilinç dışı tam olarak bu "gösteren zinciri" içinde çalışır. Arzularımız ve korkularımız bir kelimeden diğerine, bir sembolden öbürüne sürekli kayar. Asla sabitlenmez.
Bilinç Dışının Edebi Sanatları: Metafor ve Metonimi
Bilinç dışı dil gibi yapılanmışsa, onun da bir edebiyatı ve retoriği olmalı, değil mi? Kesinlikle var. Lacan, Freud’un rüya analizlerinde kullandığı mekanizmaları iki dilbilimsel kavramla açıklar:
- Metafor (Eğretileme / Yoğunlaştırma): Bilinç dışı, bastırılan bir kelimenin yerine başka bir kelimeyi ikame eder. Örneğin; babanıza duyduğunuz bastırılmış öfke, rüyanızda otoriter bir okul müdürü ya da devasa bir gölge olarak karşınıza çıkabilir. Bir gösteren, diğerinin yerini almıştır.
- Metonimi (Düzdeğişmece / Yer Değiştirme): Anlamın bir zincir boyunca sürekli ertelenmesidir. Parçanın bütünün yerini almasıdır. Hiç bitmeyen, bir nesneden diğerine sıçrayan arzularımız metonimiktir. Yeni bir telefon alırsınız, bir hafta sonra heyecanı biter ve gözünüz bir üst modele kayar. Arzu ettiğiniz şey nesnenin kendisi değil, o zincirin yarattığı hareketliliktir.
Dil Sürçmeleri: Bilinç Dışının Konuştuğu Anlar
Gün içinde konuşurken aniden kekelediğinizde, yanlış bir kelime kullandığınızda ya da birinin ismini unuttuğunuzda "Kusura bakmayın, dilim sürçtü" dersiniz.
Lacan için bu anlar altın değerindedir. Çünkü tam o kırılma anında egonun (bilincin) kontrolü gevşemiş ve bilinç dışı kendi diliyle konuşmaya başlamıştır. Sürçen diliniz, aslında bastırmaya çalıştığınız o saf gerçeğin dildeki bir çatlak vasıtasıyla dışarı sızmasıdır.
Son Söz: Kendimizi Okumak
Lacan’ın dil ve bilinç dışı teorisi bize şunu söyler: Kendimizi anlamak istiyorsak, içimizdeki sesleri birer metin gibi okumayı öğrenmeliyiz. Çünkü bizi yöneten korkular, travmalar ve arzular mantıksız birer canavar değil; dille örülmüş, çözülmeyi bekleyen karmaşık birer bulmacadır.
Yorumlar
Yorum Gönder