Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Psikolog Ayhan Bingöl etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ergenin Dünyasını Anlamak

​Ergen Beynini Yeniden Keşfetmek: Ergenlik Bir Kriz mi, Yoksa Fırsat mı? ​Ergenlik dönemi, hem aileler hem de gençler için genellikle fırtınalı bir deniz gibi algılanır. Çatışmalar, riskli davranışlar, dijital bağımlılık ve sınav stresi... Peki ya tüm bu süreç, beynin "arızalı" olmasından değil de, muazzam bir yeniden yapılanma içinde olmasından kaynaklanıyorsa? ​Klinik araştırmalar ve güncel nörobilim verileri, ergenliğe dair bildiğimiz kültürel efsaneleri yıkıyor. Ergenlik bir hastalık veya kriz dönemi değil; doğru yönetildiğinde harika sonuçlar doğurabilecek yüksek bir adaptasyon ve öğrenme evresidir. ​İşte nörobiyoloji, dijital çağ ve Türkiye gerçekleri bağlamında ergen beynini anlamanın ve desteklemenin yolları... ​Ergenlik Hakkındaki Yanlış Bilinenler (Kültürel Efsaneler vs. Nörobilimsel Gerçekler) ​Toplumda ergenlere dair yaygın ama yanlış olan bazı inanışlar vardır. Bilim ise bize bambaşka bir tablo sunuyor: ​Efsane: Ergenler riskleri umursamaz ve mantıksızdır. ​Gerçe...

Gençler ve Yapay Zekâ:

​Gençler ve Yapay Zekâ: Dijital Çağda Arkadaşlığın Psikolojik Etkileri ​Günümüzde gençlerin neredeyse tamamı (%95) akıllı telefona sahip ve ortalama bir çocuk ilk telefonuna 8,5 yaşında kavuşuyor. Ancak asıl şaşırtıcı olan, birçok gencin artık akademik yardım veya eğlencenin ötesine geçerek duygusal destek ve arkadaşlık için yapay zekâ (YZ) sohbet robotlarına yönelmesi . ​Peki, yüz yüze iletişimin yerini ekranların, insan dostların yerini algoritmaların aldığı bu yeni dijital ekosistem, gençlerin ruh sağlığını ve sosyal bağlarını nasıl şekillendiriyor? Çeşitli disiplinlerden psikologların araştırmalarına dayanarak, dijital teknolojinin genç arkadaşlıkları üzerindeki etkilerini mercek altına alıyoruz. ​Arkadaşlık Neden Bu Kadar Önemli? ​Ergenlik, beynin sosyal normları, onaylanmayı ve empatiyi öğrendiği kritik bir "ikinci hassas dönemdir". Arkadaşlarla geçirilen olumlu zamanlar beynin ödül merkezlerini harekete geçirir. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki; sağlıklı akran il...

Yapay Zeka Psikoloğunuz Olabilir mi?

  ​Yapay Zeka Psikoloğunuz Olabilir mi?   Yapay Zeka ve Ruh Sağlığı: Chatbotlardan Tavsiye Almak Güvenli mi? :   Duygusal destek için yapay zeka kullanıyor musunuz?  Amerikan Psikoloji Derneği'nin (APA) güncel kılavuzuna göre yapay zekayı ruh sağlığında güvenli kullanmanın yolları. ​Son yıllarda hayatımızın her alanına dokunan yapay zeka, artık sadece işlerimizi kolaylaştırmakla kalmıyor; zihinsel ve duygusal olarak sıkıştığımızda da kapısını çaldığımız bir sırdaşa dönüşüyor. Günümüzde pek çok insan, yalnızlık hissiyle baş etmek, duygusal destek bulmak ya da ruh sağlığına dair sorularına yanıt aramak için yapay zeka sohbet robotlarıyla dertleşiyor. ​Peki, ekranın diğer ucundaki bu algoritmalar zihinsel sağlığımız için gerçekten güvenli bir liman mı? ​ Amerikan Psikoloji Derneği (APA) , yapay zekanın ruh sağlığı ve wellness uygulamalarında kullanımı üzerine kapsamlı bir kılavuz yayımladı. Kılavuz, yapay zekanın sunduğu kolaylıkları göz ardı etmiyor ancak sını...

Lacan, Dil ve Bilinç Dışı

  ​Zihnimizin Gizli Grameri: Lacan, Dil ve Bilinç Dışı ​Psikanalizin babası Sigmund Freud, bilinç dışını karanlık, bastırılmış arzularla dolu ve kontrolü zor vahşi bir ormana benzetiyordu. Jacques Lacan ise bu ormana elinde bir fenerle girdi ve bize bambaşka bir şey gösterdi: Orada vahşi bir düzensizlik yoktu; aksine, son derece sistemli bir kurallar bütünü işliyordu. ​Lacan o meşhur ve devrimsel cümlesini kurdu: "Bilinç dışı, bir dil gibi yapılanmıştır." ​Peki bu tam olarak ne anlama geliyor? Kelimeler, bizim farkında olmadığımız kararlarımızı nasıl yönetiyor? Gelin, zihnimizin gizli gramerini birlikte çözelim. ​Kelimelerin Efendisi Değil, Kölesiyiz ​Gündelik hayatta dili bir "araç" olarak görürüz. Canımız bir şey ister, onu kelimelere dökeriz ve dille dünyayı kontrol ettiğimizi sanırız. Lacan’a göre ise durum tam tersidir: Biz dili konuşmayız, dil bizi konuşur. ​Biz daha doğmadan önce dil dünyada zaten mevcuttu. Kuralları, kelimeleri, anlamları hazırdı. Doğ...

Lacan ve Narsisizm

  Aynadaki Yabancı: Lacan’a Göre Narsisizm Neden Aslında "Kendimizi Sevmek" Değildir? ​Günümüzde "narsist" kelimesi havada uçuşuyor. Eski sevgiliniz, patronunuz, sosyal medyadaki o fenomen... TikTok ve Instagram çağında narsisizmi bir çeşit "aşırı kendini sevme ve kibirlenme hastalığı" olarak görmeye alıştık. ​Ancak Fransız psikanalist Jacques Lacan ’ın tozlu teorilerine biraz kulak kabartırsak, durumun çok daha derin, biraz trajik ve bir o kadar da absürt olduğunu görürüz. Lacan’a göre narsisizm, birkaç insanın yakalandığı bir karakter bozukluğu değil; insan olmanın ta kendisidir. ​Ve işin en komik (ya da dramatik) tarafı şu: Narsisizm aslında kendinizi sevmeniz değil, kendiniz sandığınız bir yabancıya aşık olmanızdır. ​Nasıl mı? Gelin, Lacan’ın meşhur "Ayna Evresi" teorisiyle aynanın arkasına geçelim. ​1. Bebeklikteki O Büyük İllüzyon: Ayna Evresi ​Lacan bizi insanlığımızın ilk aylarına, 6 ila 18 aylık olduğumuz döneme götürür. O dönemde ...

Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım

 Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım Holroyd Modeli ve Biyopsikososyal Yaklaşım Kronik Baş Ağrılarının Yönetiminde Stres Yönetimi, Gevşeme Eğitimi ve Farmakoterapinin Klinik Entegrasyonu Klinik İnceleme Makalesi • Haziran 2026 Özet Gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), dünya genelinde iş gücü kaybı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açan en yaygın primer baş ağrısı bozukluğudur. Kronik formlarında tek başına farmakolojik müdahaleler genellikle yetersiz kalmakta veya ilaç aşırı kullanımı baş ağrısı (İABA) riskini beraberinde getirmektedir. Bu makale, Kenneth A. Holroyd ve ark. tarafından geliştirilen davranışçı ve bilişsel modelleri merkeze alarak, GTBA yönetiminde Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT) ve Stres Yönetimi Terapisinin (SMT) etkinliğini incelemektedir. Özellikle Holroyd’un 2001 yılında JAMA'da yayımlanan dönüm noktası niteliğindeki randomize kontrollü çalışması ekseninde; trisiklik antidepresanlar, gevşeme eğitimleri, bilişsel yeniden yapılandırma ve kombine te...

Birlikte Mutlu Olmak Stresi Yok Ediyor:

  ​Birlikte Mutlu Olmak Stresi Yok Ediyor: Bilim "Partner Etkisi" Hakkında Ne Diyor? ​Hepimiz sevdiklerimizle vakit geçirmenin bize iyi geldiğini hissederiz, ancak bilim artık bunun sadece "psikolojik bir hoşluk" olmadığını, doğrudan biyolojimizi değiştirdiğini kanıtlıyor. Kanada ve Almanya’da 56 ile 89 yaş arasındaki 642 yaşlı yetişkin üzerinde yapılan kapsamlı bir araştırma, uzun süreli ilişkilerin sağlığımız üzerindeki gizli gücünü gün yüzüne çıkardı. ​İşte Kişilik ve Sosyal Psikoloji Dergisi’nde (Journal of Personality and Social Psychology) yayınlanan bu çarpıcı çalışmanın öne çıkan sonuçları: ​1. Birlikteyken Daha Mutluyuz ​Araştırmaya katılan çiftler, partnerleriyle birlikte oldukları anlarda, ayrı oldukları zamanlara kıyasla çok daha sık olumlu duygular yaşadıklarını belirttiler. Yani sevdiğiniz kişiyle aynı odada bulunmak bile duygusal modunuzu yukarı çekmek için yeterli olabiliyor. ​2. Mutluluk Paylaşıldığında "Kortizol" Düşüyor ​Çalışma...

Vardalaki ve sonrası..

​Beynimizin Sessiz Ordusu: Vardalaki Teorisi ve Zihinsel Rezervin Gücü ​Hiç düşündünüz mü; beynimiz devasa bir orkestra gibi her an tüm gücüyle mi çalıyor, yoksa bazı enstrümanlar sadece en kritik anlarda mı devreye giriyor? ​Nörobilim dünyasının son dönemdeki en heyecan verici bakış açılarından biri olan Vardalaki’nin "Sessiz Nöron" Teorisi , zihnimizin derinliklerinde bekleyen gizli bir potansiyelden bahsediyor. Gelin, bu sessizliğin sesine ve bu bilginin hayatımızı (ve beyin sağlığımızı) nasıl değiştirebileceğine yakından bakalım. ​Her Nöron "Konuşmak" Zorunda Değil! ​Geleneksel görüş, beynin aktif bir bölgesindeki her hücrenin sürekli çalıştığını varsayıyordu. Ancak Vardalaki bize bambaşka bir şey söylüyor: Beyin, enerjisini boşa harcamayan usta bir ekonomisttir. Belirli bir işi yaparken, hücrelerimizin büyük bir kısmı sessiz kalır. Bu nöronlar "emekli" veya "bozuk" değildir; onlar sadece stratejik bir sessizlik içindedirler. Neden mi?...

Boşanma sonrası Baba Çocuk ilişkileri

  Boşanma Sonrası Babalık: Bir Velayet Meselesi Değil, Bir Duruş Hikayesi Boşanma, eşler arasındaki hukuki bir ayrılıktır; ancak ebeveynlik ömür boyu süren bir sözleşmedir. Bir baba için en büyük sınav, ayrılık sonrası çocuğuyla kurduğu bağın kalitesidir. Çocuk, iki ebeveynini de özgürce sevebilmeli; bu sevgi için bir savaş vermek zorunda kalmamalıdır. İşte modern babalık duruşunun temel taşları: 1. Nitelikli Zaman: Az Ama Gerçek Babalık, çocukla geçirilen saatin çokluğuyla değil, o saatin derinliğiyle ölçülür. "Baba zamanı", dikkatin tamamının çocuğa verildiği andır. Nitelikli Zamanın 3 Altın Şartı: Dijital Detoks: Telefonu kenara bırakın. Sakinlik: Acele etmeyin, o anın akışında kalın. Gerçek İlgi: Sadece orada bulunmayın, onun dünyasına dahil olun. İpucu: Sorgu memuru gibi değil, bir dost gibi yaklaşın. "Bugün okul nasıldı?" yerine "Bugün seni en çok ne mutlu etti?" diye sormak, kalbin kapısını açar. 2. Disiplin ve Sınırlar: "Eğlence Babası...

Yetişkinlerde Dürtü kontrol bozukluğuna psiko sosyal bakış

  Yetişkinlerde Dürtü Kontrol Bozuklukları: Psiko-Sosyal Bir Çerçeve Üzerine Bir Değerlendirme Özet Yetişkinlerde dürtü kontrol bozuklukları (DKB), bireylerin anlık dürtülerine karşı koymada yaşadığı güçlükler ile karakterize edilen ve bireysel, sosyal ve mesleki işlevsellikte belirgin bozulmalara yol açabilen psikiyatrik bir durumdur. Bu makalede, yetişkinlerde görülen dürtü kontrol bozuklukları psiko-sosyal bir çerçevede ele alınarak, bozuklukların tanımı, etiyolojisi, klinik sonuçları ve özellikle ailesel ve çevresel faktörlerin etkisi tartışılacaktır. Literatürdeki güncel bulgular ışığında, bu bozuklukların tedavi ve müdahale stratejileri de değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dürtü Kontrol Bozukluğu, Psiko-Sosyal Çerçeve, Ailesel Faktörler, Çevresel Etkiler, Psikoterapi, Bilişsel Davranışçı Terapi 1. Giriş Dürtü kontrol bozuklukları (DKB), bireylerin içsel dürtülerine karşı koyamamalarının bir sonucu olarak, toplumsal ve bireysel düzeyde olumsuz sonuçlar doğurabilen bir ...