Ana içeriğe atla

Kayıtlar

PSİKOLOJİ etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Jung'u Anlamak

​Ruhun Derinliklerindeki Yankı: Jung ve Dişil Prensip ​Carl Jung, insan ruhunu (psyche) keşfederken sadece biyolojik cinsiyetle sınırlı kalmamış, ruhun derinliklerinde her bireyin taşıdığı arketiplerin izini sürmüştür. Jung’a göre "feminen" olanı anlamak, sadece kadını anlamak değil; yaşamın, yaratıcılığın ve duygunun kaynağına inmek demektir. ​1. Ruhun İçindeki Kadın: Anima ​Jung’un literatüre kattığı en önemli kavramlardan biri Anima ’dır. Bir erkeğin bilinçaltındaki dişil kişiliği temsil eden bu arketip, erkeğin yaşamla kurduğu duygusal köprüdür. ​ Bağlantı Kurma: Anima, erkeği sadece mantık (Logos) dünyasından çıkarıp duygu ve sezgi dünyasına taşır. ​ Dört Aşama: Jung, Anima’nın gelişimini Havva (biyolojik), Helen (romantik/estetik), Meryem (ruhani) ve son olarak Sofia (bilgelik) olarak dört evrede inceler. Bu, aslında bir erkeğin kendi içindeki dişil bilgeyle buluşma yolculuğudur. ​2. Logos’un Karşısında Eros ​Jung, maskülen prensibi "Logos" (düzen,...

Bencil Beyin ve Bilişsel Sis: Zihinsel Yakıt İkmalinde Yaşanan Kriz

    ​Bencil Beyin ve Bilişsel Sis  ​Gün içinde neden aniden kelimeleri unutuyoruz? Neden en basit kararları vermek bile bazen bir dağı tırmanmak kadar yorucu geliyor? Modern insanın en büyük şikayetlerinden biri olan Bilişsel Sis (Brain Fog) , aslında beynimizin "bencil" doğasının bir savunma mekanizmasıdır. ​Bencil Beyin ve Enerji Hiyerarşisi ​"Bencil Beyin" teorisine göre, beyin vücuttaki enerji (glikoz) akışını bir diktatör gibi yönetir. Stres, kronik hastalık veya yoğun zihinsel yük altında beyin, hayatta kalması için gereken enerjiyi garanti altına almak zorundadır. Ancak bu enerji akışında bir aksama, bir "lojistik kriz" yaşandığında beyin bir seçim yapar: Hayatta tutan fonksiyonları sürdür, yüksek maliyetli bilişsel süreçleri askıya al. ​Bilişsel Sis: Beynin "Tasarruf Modu" ​Bilişsel sis, bir hastalık değil, bir semptomdur. Beyniniz size şunu söyler: "Şu an enerji kaynaklarım kısıtlı ve ben bu enerjiyi hayati organları yönetmek...

İNSAN KENDİ EVİNİN EFENDSİ DEĞİLDİR(S.Freud)

  Rüyalar Bizim Ana Mekanlarımızdır: Bir Araf Yazgısı ​Gece yarısı, şehir sustuğunda ya da öğle sıcağında bir pencere kenarında daldığınızda, aslında nerede olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Goethe, bu sorunun cevabını yıllar öncesinden fısıldar bize: “Rüyalar bizim ana mekanlarımızdır.” Bu cümle, sadece uykuda görülen imgelerden bahsetmez. Aslında zihnimizin asıl ikametgahını, en samimi kognitifçıktılarımızı inşa ettiğimiz o kadim "evi" tarif eder. Ancak bugün, o görkemli evin içinde birer ev sahibi gibi değil, hapsolmuş birer kiracı gibi dolaşıyoruz. ​Uyku ile Uyanıklık Arasındaki O İnce Sızıntı ​Post-modern insanın en büyük yazgısı belkibudur: Ne tam uykunun o şifalı sessizliğine gömülebilir ne de uyanıklığın o berrak, keskin gerçekliğine adım atabilir. Kendimizi o gri bölgeye, uyku ile uyanıklık arasındaki dar sızıntıya hapsederiz. Gözlerimiz açıktır ama zihnimiz o bitmek bilmeyen "Dream Days" (Rüya Günleri) döngüsündedir; telefon ekranlarından akan imgeler, bitme...