Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KRONİK HASTALIK PSİKOLOJİSİNDE POZİTİF PSİKOLOJİ SEÇENEK OLABİLİR Mİ?:

  Kronik hastalık psikolojisi: Pozitif Psikoterapi: Patolojiden Potansiyele Bir Yolculuk ​Kronik bir hastalık tanısı almak, bireyin yaşam hikayesinde sadece fiziksel bir aksama değil, aynı zamanda derin bir kimlik sarsıntısı yaratır. Geleneksel klinik yaklaşım genellikle "neyin bozulduğuna" ve semptomların eliminasyonuna odaklanırken; Pozitif Psikoterapi (PPT), odağı bireyin hala sağlam olan kaynaklarına, erdemlerine ve potansiyeline çevirir. Bu yaklaşım, hastayı bir "vaka" olmaktan çıkarıp, zorluklar içinde anlam inşa eden bir "özne" haline getirir. ​1. Pozitif Psikolojinin Temel Sütunları ve PERMA Modeli ​Martin Seligman tarafından sistemleştirilen pozitif psikoloji, iyilik halini (well-being) beş temel unsur üzerine inşa eder. Kronik hastalık sürecinde bu unsurlar, savunma mekanizmalarından ziyade aktif inşa araçlarına dönüşür: ​Pozitif Duygular (P): Acı ve kısıtlılığın ortasında bile minnettarlık, umut ve huzur gibi duyguları bilinçli olarak beslemek....

Bilişsel Psikoterapi zihni de bedeni de zamana karşı korurı

  Psikoterapi Hücrelerinizi Gençleştirebilir mi? Bilim "Evet" Diyor! ​Genellikle psikoterapinin sadece "duyguları düzenlemek" veya "sorunları konuşmak" için olduğunu düşünürüz. Ancak Translational Psychiatry dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, bu bakış açısını kökten değiştiriyor: Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), hücresel yaşlanmayı yavaşlatma potansiyeline sahip. ​ Kromozomlarınızın Ucundaki "Koruyucu Başlıklar": Telomerler ​Yaşlanma sürecimizi belirleyen en önemli yapılardan biri telomerlerdir. Kromozomlarımızın uçlarında bulunan bu küçük DNA parçaları, hücre her bölündüğünde biraz daha kısalır. Telomerler tamamen bittiğinde ise hücre yaşlanır ve ölür. ​Araştırmacılar, sosyal kaygı bozukluğu olan hastalar üzerinde yaptıkları çalışmada çarpıcı bir sonuç elde ettiler: ​ 9 Haftalık Dönüşüm: Katılımcılar sadece 9 haftalık çevrimiçi bir BDT programına katıldılar. ​ Enzim Aktivitesinde Artış: Terapi sonunda yapılan kan analizlerinde...

Demans Beklemez

  ​Demans Korkusu Kapıda, Peki Anahtar Nerede? ​Hepimiz yaş alırken zihnimizin berraklığını korumak istiyoruz. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki; korkumuz büyük, hazırlığımız ise oldukça zayıf. ​ JAMA Neurology ’de yayınlanan yeni bir çalışma, 50-64 yaş arası yetişkinlerin neredeyse yarısının demans (bunama) geliştirme endişesi taşıdığını ortaya koydu. Buraya kadar şaşırtıcı değil, değil mi? Şaşırtıcı olan kısım şu: Her 20 kişiden sadece 1’i bu riski nasıl azaltabileceğini bir uzmanla konuşmuş. ​"Bulmaca Çözüyorum, Vitamin Alıyorum" Yeterli mi? ​Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu, hafızalarını korumak için kendi yöntemlerini geliştirmiş durumda: ​ %53’ü bulmaca çözüyor. ​ %39’u vitamin ve takviye kullanıyor. ​ %31’i balık yağı/omega-3 tercih ediyor. ​Peki, bunlar yeterli mi?  Bir psikolog olarak şunu söylemeliyim: Maalesef hayır. Rastgele çözülen bulmacalar veya ezbere alınan vitaminler, beynin karmaşık yapısını ve "bilişsel rezerv" dediğimi...

Amaç belirlemek unutkanlığı engelleyebilir mi?

  ​ Zihinsel Zırh: Yaşam Amacı Beynimizi Nasıl Koruyor? ​Modern nörobilim, beynimizi korumak için sadece bulmaca çözmenin veya sağlıklı beslenmenin yeterli olmadığını, "neden yaşadığımızın" da biyolojik bir karşılığı olduğunu kanıtlıyor. American Journal of Geriatric Psychiatry 'de yayınlanan kapsamlı bir araştırma, hayatta bir amaca sahip olmanın bilişsel bozulmayı geciktiren en güçlü "ilaçsız" müdahalelerden biri olduğunu ortaya koydu. ​ Araştırma Bize Ne Söylüyor? ​13.000'den fazla katılımcının uzun yıllar boyunca takip edildiği bu çalışma, çarpıcı bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Hayatta yüksek bir amaç duygusuna sahip olan bireylerin bilişsel bozulma yaşama olasılığı, amaç duygusu düşük olanlara göre çok daha az. ​İşin en etkileyici kısmı ise şu: Bu koruyucu etki; yaş, eğitim düzeyi ve hatta Alzheimer için en büyük genetik risk faktörü olan APOE E4 geni dikkate alındığında bile geçerliliğini koruyor. Yani genetik riskiniz yüksek olsa bile, bir ...

Gaudi, Doğa ve Zihnin Mimarisi

  ​" Özgünlük, köklere dönmektir." — Antoni Gaudi ​1. Buluş Değil, Bir "Keşif" Hikayesi ​Gaudi, hiçbir zaman bir "yaratıcı" olduğunu iddia etmedi. O, doğadaki ağaç dallarını, kemik yapılarını ve mağara kıvrımlarını izledi. Nörobilimde de durum aynıdır:  Biz zihni inşa" etmiyoruz. Biz, o muazzam biyolojik mimarinin içindeki işleyişi, sinaptik yolları ve kognitif süreçleri sadece "buluyoruz." Tıpkı Gaudi’nin Sagrada Familia’nın kulelerini doğadaki organik formlarla ilişkilendirmesi gibi; biz de davranışı nöronal ateşlemelerle ilişkilendiriyoruz. ​2. Kavramsallaştırma Sanatı Bilim, doğada olup biteni bulur ve onu bir dile döker. Psikoloji ve nörobilim de tam olarak budur: Zihnin o kaotik ama düzenli akışını, kavramlarla (hafıza, dikkat, duygu) haritalandırmak. Gaudi taşı nasıl konuşturduysa, nöropsikolog da sinir sisteminin o sessiz geometrisini konuşturur. ​3. Modern Zaman Dervişinden Modern Zaman Mimarına ​Spinoza’nın "doğa yasalarıyla b...

Hakikat Aceleye Gelmez:

  ​Hakikat Aceleye Gelmez: Modern Zaman Dervişi Spinoza ​Günümüzde bilgi, parmaklarımızın ucunda ışık hızıyla akan bir veri yığınına dönüştü. Her şeyi"biliyoruz" ama hiçbir şeyi "anlamıyoruz." Bilginin bu denli ucuzladığı, buna karşılık bilgeliğin gürültüde boğulduğu bir çağda; Spinoza, 17. yüzyılın derinliklerinden gelen o sarsılmaz ve berrak sesiyle bizi selamlıyor. O, hiçbir kalıba sığmayan, hakikati kendi hızıyla yaşayan bir modern zaman dervişidir Kendi Işığında Bir Münzevi ​Spinoza’nın dervişliği, bir aidiyetin veya bir geleneğin taklidi değildir. O, bir mercek yontucusu titizliğiyle sadece camları değil, insan zihninin bulanık pencerelerini de parlatmıştır. Bir otoriteye ya da hazır bir öğretiye yaslanma ihtiyacı duymaz. Onun dervişliği, dışarıdan gelen bir unvan değil, içeriden fışkıran bir zorunluluktan. Bilginin gürültüsü içinde, o sadece "olanı" olduğu gibi görmenin, yani bilgeliğin peşindedir. ​Efendilikten Parçası Olma Bilincine ​Modern insan...

İNSAN KENDİ EVİNİN EFENDSİ DEĞİLDİR(S.Freud)

  Rüyalar Bizim Ana Mekanlarımızdır: Bir Araf Yazgısı ​Gece yarısı, şehir sustuğunda ya da öğle sıcağında bir pencere kenarında daldığınızda, aslında nerede olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Goethe, bu sorunun cevabını yıllar öncesinden fısıldar bize: “Rüyalar bizim ana mekanlarımızdır.” Bu cümle, sadece uykuda görülen imgelerden bahsetmez. Aslında zihnimizin asıl ikametgahını, en samimi kognitifçıktılarımızı inşa ettiğimiz o kadim "evi" tarif eder. Ancak bugün, o görkemli evin içinde birer ev sahibi gibi değil, hapsolmuş birer kiracı gibi dolaşıyoruz. ​Uyku ile Uyanıklık Arasındaki O İnce Sızıntı ​Post-modern insanın en büyük yazgısı belkibudur: Ne tam uykunun o şifalı sessizliğine gömülebilir ne de uyanıklığın o berrak, keskin gerçekliğine adım atabilir. Kendimizi o gri bölgeye, uyku ile uyanıklık arasındaki dar sızıntıya hapsederiz. Gözlerimiz açıktır ama zihnimiz o bitmek bilmeyen "Dream Days" (Rüya Günleri) döngüsündedir; telefon ekranlarından akan imgeler, bitme...

Baş Ağrısı Yönetiminde Psikolojik Faktörlerin Rolü

  Baş Ağrısı Yönetiminde Psikolojik Faktörlerin Rolü Baş ağrısı; sadece biyolojik bir aksama değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyo-kültürel katmanları olan kompleks bir sağlık sorunudur. Günümüzde modern tıp, baş ağrısını "Multidisipliner" bir anlayışla, yani nörolog ve psikoloğun iş birliği içinde olduğu bir modelle yönetmektedir. 1. Baş Ağrısı Tiplerini Tanımak Doğru tedavi, doğru tanı ile başlar. Baş ağrıları temelde ikiye ayrılır: Başka bir hastalığa bağlı olmayan Primer ağrılar ve bir hastalık belirtisi olan Sekonder ağrılar. Migren: Kadınlarda 3 kat daha sık görülür. Genellikle tek taraflı, zonklayıcı, bulantı ve ışık/ses hassasiyetinin eşlik ettiği şiddetli ataklardır. Gerilim Tipi Baş Ağrısı: Başta sıkışma ve basınç hissi yaratır. Genellikle çift taraflıdır ve günlük aktivitelerle şiddetlenmez. Küme Tipi Baş Ağrısı: Genellikle erkeklerde görülür. Tek göz çevresinde yoğunlaşan, "oyulur" tarzda, çok şiddetli ve mevsimsel ataklar halindedir. 2. Baş Ağrıs...

Kronik Baş Ağrısı ve Stres: Kısır Döngüyü Kırmak

  Kronik Baş Ağrısı ve Stres: Kısır Döngüyü Kırmak Kronik baş ağrısı yaşayan pek çok kişi, yaşadıkları ağrının "stres kaynaklı" olduğunu duyduğunda haklı bir öfke hissedebilir. Bu tepkinin temelinde, ağrının gerçek bir tıbbi mesele değil de "psikolojik ve hayali" olduğu iması yatar. Oysa nöropsikolojik gerçeklik şudur: Stres her zaman ağrının tek sebebi değildir, ancak kronik ağrının en güçlü yakıtıdır. Baş Ağrısı ve Stres Arasındaki Biyokimyasal Bağ Stres dendiğinde genellikle akla sadece "can sıkıntısı" gelir. Ancak biyolojik düzeyde stres; kalp çarpıntısından hormonal değişimlere kadar gerçek, fiziksel ve biyokimyasal bir olaylar silsilesidir. Tıpkı baş ağrısı gibi, stres de vücudun bir tehdit algısına verdiği somut bir yanıttır. Episodik Migren ve Belirgin Tetikleyiciler Episodik (ara sıra gelen) migreni olan kişiler, stresörleri tespit etmekte daha şanslıdır. Genellikle şu durumlar atağı tetikleyebilir: Yoğun bir iş haftasının ardından gelen "gev...

Hakkımda

  Ayhan Bingöl Psikolog Anlamak, Öğrenmek ve Üretmek Üzerine Bir Yolculuk 1991 yılında İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji ve sosyoloji sıralarında başlayan hikayem, o günden bu yana temel bir amaç etrafında şekillendi: İnsanı anlamak , yeni bilgileri öğrenmek ve bu birikimi faydalı araçlara dönüştürerek üretmek . Meslek hayatım boyunca bu üç fiilin izini sürerek hem klinik sahada hem de bilimsel çalışmalarda yer almaya gayret ettim. Klinik Deneyim ve Akademik Katkı 1994 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ile başlayan klinik yolculuğum, 2006-2023 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı bünyesinde, özellikle MS (Multipl Skleroz) ve baş ağrısı alanlarında devam etti. Bu uzun süreçte araştırmacı klinisyen psikolog olarak pek çok hastanın tedavi sürecine eşlik etme şansı buldum Prof.DR.Aksel Siva gibi bir fikir llideri ile yakın çalışma fırsatı bulmak kişisel tarihim açısından dönüm noktası olmuştur. Prof. DR.Aksel siv...