Ana içeriğe atla

Kayıtlar

FREUD etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Lacan, Dil ve Bilinç Dışı

  ​Zihnimizin Gizli Grameri: Lacan, Dil ve Bilinç Dışı ​Psikanalizin babası Sigmund Freud, bilinç dışını karanlık, bastırılmış arzularla dolu ve kontrolü zor vahşi bir ormana benzetiyordu. Jacques Lacan ise bu ormana elinde bir fenerle girdi ve bize bambaşka bir şey gösterdi: Orada vahşi bir düzensizlik yoktu; aksine, son derece sistemli bir kurallar bütünü işliyordu. ​Lacan o meşhur ve devrimsel cümlesini kurdu: "Bilinç dışı, bir dil gibi yapılanmıştır." ​Peki bu tam olarak ne anlama geliyor? Kelimeler, bizim farkında olmadığımız kararlarımızı nasıl yönetiyor? Gelin, zihnimizin gizli gramerini birlikte çözelim. ​Kelimelerin Efendisi Değil, Kölesiyiz ​Gündelik hayatta dili bir "araç" olarak görürüz. Canımız bir şey ister, onu kelimelere dökeriz ve dille dünyayı kontrol ettiğimizi sanırız. Lacan’a göre ise durum tam tersidir: Biz dili konuşmayız, dil bizi konuşur. ​Biz daha doğmadan önce dil dünyada zaten mevcuttu. Kuralları, kelimeleri, anlamları hazırdı. Doğ...

Jung'u Anlamak

​Ruhun Derinliklerindeki Yankı: Jung ve Dişil Prensip ​Carl Jung, insan ruhunu (psyche) keşfederken sadece biyolojik cinsiyetle sınırlı kalmamış, ruhun derinliklerinde her bireyin taşıdığı arketiplerin izini sürmüştür. Jung’a göre "feminen" olanı anlamak, sadece kadını anlamak değil; yaşamın, yaratıcılığın ve duygunun kaynağına inmek demektir. ​1. Ruhun İçindeki Kadın: Anima ​Jung’un literatüre kattığı en önemli kavramlardan biri Anima ’dır. Bir erkeğin bilinçaltındaki dişil kişiliği temsil eden bu arketip, erkeğin yaşamla kurduğu duygusal köprüdür. ​ Bağlantı Kurma: Anima, erkeği sadece mantık (Logos) dünyasından çıkarıp duygu ve sezgi dünyasına taşır. ​ Dört Aşama: Jung, Anima’nın gelişimini Havva (biyolojik), Helen (romantik/estetik), Meryem (ruhani) ve son olarak Sofia (bilgelik) olarak dört evrede inceler. Bu, aslında bir erkeğin kendi içindeki dişil bilgeyle buluşma yolculuğudur. ​2. Logos’un Karşısında Eros ​Jung, maskülen prensibi "Logos" (düzen,...

İNSAN KENDİ EVİNİN EFENDSİ DEĞİLDİR(S.Freud)

  Rüyalar Bizim Ana Mekanlarımızdır: Bir Araf Yazgısı ​Gece yarısı, şehir sustuğunda ya da öğle sıcağında bir pencere kenarında daldığınızda, aslında nerede olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Goethe, bu sorunun cevabını yıllar öncesinden fısıldar bize: “Rüyalar bizim ana mekanlarımızdır.” Bu cümle, sadece uykuda görülen imgelerden bahsetmez. Aslında zihnimizin asıl ikametgahını, en samimi kognitifçıktılarımızı inşa ettiğimiz o kadim "evi" tarif eder. Ancak bugün, o görkemli evin içinde birer ev sahibi gibi değil, hapsolmuş birer kiracı gibi dolaşıyoruz. ​Uyku ile Uyanıklık Arasındaki O İnce Sızıntı ​Post-modern insanın en büyük yazgısı belkibudur: Ne tam uykunun o şifalı sessizliğine gömülebilir ne de uyanıklığın o berrak, keskin gerçekliğine adım atabilir. Kendimizi o gri bölgeye, uyku ile uyanıklık arasındaki dar sızıntıya hapsederiz. Gözlerimiz açıktır ama zihnimiz o bitmek bilmeyen "Dream Days" (Rüya Günleri) döngüsündedir; telefon ekranlarından akan imgeler, bitme...