İNSAN KENDİ EVİNİN EFENDSİ DEĞİLDİR(S.Freud)
Rüyalar Bizim Ana Mekanlarımızdır: Bir Araf Yazgısı
Gece yarısı, şehir sustuğunda ya da öğle sıcağında bir pencere kenarında daldığınızda, aslında nerede olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Goethe, bu sorunun cevabını yıllar öncesinden fısıldar bize: “Rüyalar bizim ana mekanlarımızdır.” Bu cümle, sadece uykuda görülen imgelerden bahsetmez. Aslında zihnimizin asıl ikametgahını, en samimi kognitifçıktılarımızı inşa ettiğimiz o kadim "evi" tarif eder. Ancak bugün, o görkemli evin içinde birer ev sahibi gibi değil, hapsolmuş birer kiracı gibi dolaşıyoruz.
Uyku ile Uyanıklık Arasındaki O İnce Sızıntı
Post-modern insanın en büyük yazgısı belkibudur: Ne tam uykunun o şifalı sessizliğine gömülebilir ne de uyanıklığın o berrak, keskin gerçekliğine adım atabilir. Kendimizi o gri bölgeye, uyku ile uyanıklık arasındaki dar sızıntıya hapsederiz. Gözlerimiz açıktır ama zihnimiz o bitmek bilmeyen "Dream Days" (Rüya Günleri) döngüsündedir; telefon ekranlarından akan imgeler, bitmemiş işler ve yarım kalmış arzular arasında, zihnimizin ana mekanındakaybolmuşuzdur.
Kognitif Bir Çıktı Olarak "Yaşamak"
Nörobilimsel bir pencereden bakarsak, rüya görmek sadece REM uykusuna mahsus bir mucize değildir. Zihnimiz, dış dünyadan gelen gürültüyü kendi içsel odalarında sürekli yeniden işler. Ama post-modern çağın hızı, bu işleme sürecini bir arafta kalma hikayesine dönüştürür. Gerçeklik fazla ağır geldiğinde düşlere sığınırız, düşler fazla korkuttuğunda uyanıklığın sahteışığına kaçarız. Sonuç; ikisinin arasında geçen, ne tam rüya ne tam gerçek olan yorgun bir hayattır.
Kendi Mekanımızın Sahibi Olmak
Peki, Goethe’nin bahsettiği o "ana mekana" yeniden nasıl dönebiliriz? Bu bir iç görü yolculuğudur. Rüyaları sadece gece görülenRüyaları sadece gece görülen sahneler değil, uyanıkken de devam eden birer kognitif mimari olarak kabul ettiğimizde, o hapsolduğumuz aralıktan çıkma şansımız olur.
Kendi rüyasına, o zamansız rüya günlerine bir yabancı gibi değil de şefkatli bir ev sahibi gibi bakabilen kişi; düş ile gerçek arasındaki o sarsılmaz sanılan duvarın aslında ne kadar geçirgen olduğunu anlar. Belki de özgürlük, uyanıklığın katılığıyla düşün akışkanlığını aynı sofrada buluşturabilmektir.
Yorumlar
Yorum Gönder