Ana içeriğe atla

Kayıtlar

psikoloji etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım

 Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım Holroyd Modeli ve Biyopsikososyal Yaklaşım Kronik Baş Ağrılarının Yönetiminde Stres Yönetimi, Gevşeme Eğitimi ve Farmakoterapinin Klinik Entegrasyonu Klinik İnceleme Makalesi • Haziran 2026 Özet Gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), dünya genelinde iş gücü kaybı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açan en yaygın primer baş ağrısı bozukluğudur. Kronik formlarında tek başına farmakolojik müdahaleler genellikle yetersiz kalmakta veya ilaç aşırı kullanımı baş ağrısı (İABA) riskini beraberinde getirmektedir. Bu makale, Kenneth A. Holroyd ve ark. tarafından geliştirilen davranışçı ve bilişsel modelleri merkeze alarak, GTBA yönetiminde Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT) ve Stres Yönetimi Terapisinin (SMT) etkinliğini incelemektedir. Özellikle Holroyd’un 2001 yılında JAMA'da yayımlanan dönüm noktası niteliğindeki randomize kontrollü çalışması ekseninde; trisiklik antidepresanlar, gevşeme eğitimleri, bilişsel yeniden yapılandırma ve kombine te...

Baş Ağrısı Yönetiminde Kognitif Davranışçı Yaklaşım (CBT-HA) ve Biyopsikososyal Perspektif

  Ağrının Fenomenolojisi ve Biyomedikal İndirgemeciliğin Ötesi ​Kronik baş ağrıları (migren, gerilim tipi baş ağrısı ve küme baş ağrıları), modern tıbbın yalnızca nosiseptif (ağrı reseptörleri düzeyindeki) bir uyaranla açıklamakta yetersiz kaldığı karmaşık fenomenlerdir. Ağrı, salt bir doku hasarı veya vasküler genişleme sinyali değil; biyolojik yatkınlıkların, bilişsel değerlendirmelerin, emosyonel durumların ve çevresel stresörlerin kesişim kümesinde inşa edilen sübjektif bir deneyimdir. Klasik biyomedikal modelin ağrıyı sadece farmakolojik müdahalelerle çözmeye çalışan indirgemeci yaklaşımı, yerini zamanla ağrının nörolojik ve psikolojik dinamiklerini bir bütün olarak ele alan biyopsikososyal modele bırakmıştır. ​Bu modelin klinik düzlemdeki en güçlü ve kanıta dayalı izdüşümlerinden biri, Baş Ağrısı için Kognitif Davranışçı Terapi (CBT-HA) protokolleridir. CBT-HA, baş ağrısını ortadan kaldırmayı vaat eden sihirli bir formül değil; bireyin ağrı algısını, ağrıya verdiği nörobilişs...

Vardalaki ve sonrası..

​Beynimizin Sessiz Ordusu: Vardalaki Teorisi ve Zihinsel Rezervin Gücü ​Hiç düşündünüz mü; beynimiz devasa bir orkestra gibi her an tüm gücüyle mi çalıyor, yoksa bazı enstrümanlar sadece en kritik anlarda mı devreye giriyor? ​Nörobilim dünyasının son dönemdeki en heyecan verici bakış açılarından biri olan Vardalaki’nin "Sessiz Nöron" Teorisi , zihnimizin derinliklerinde bekleyen gizli bir potansiyelden bahsediyor. Gelin, bu sessizliğin sesine ve bu bilginin hayatımızı (ve beyin sağlığımızı) nasıl değiştirebileceğine yakından bakalım. ​Her Nöron "Konuşmak" Zorunda Değil! ​Geleneksel görüş, beynin aktif bir bölgesindeki her hücrenin sürekli çalıştığını varsayıyordu. Ancak Vardalaki bize bambaşka bir şey söylüyor: Beyin, enerjisini boşa harcamayan usta bir ekonomisttir. Belirli bir işi yaparken, hücrelerimizin büyük bir kısmı sessiz kalır. Bu nöronlar "emekli" veya "bozuk" değildir; onlar sadece stratejik bir sessizlik içindedirler. Neden mi?...

Beceri Esas, Yöntem Araç: Klinik Uygulamada Ustalık Yolculuğu

Klinik Uygulamada Ustalık Yolculuğu ​Terapi odasının kapısı kapandığında, içeride iki temel unsur kalır: Terapistin varlığı ve danışanın dünyası. Bugün psikoterapi dünyası devasa bir yöntemler, ekoller ve teknikler marketine dönüşmüş durumda. Ancak meslekte geçirdiğim uzun yıllar bana şunu öğretti; bir yöntemi kusursuz uygulamak sizi iyi bir teknisyen yapabilir, ama iyi bir terapist yapmaya yetmez. ​Enstrüman mı, Virtüöz mü? ​Müzikte nota bilgisi ve enstrüman tekniği (yöntem) vazgeçilmezdir. Fakat dinleyiciyi etkileyen şey, sanatçının o notalara kattığı ruh ve kendi "kumaşından" süzdüğü yorumdur. Terapide de yöntem bir yol haritasıdır; ancak o yolda nasıl yüründüğü, engeller karşısında nasıl bir esneklik gösterildiği terapistin terapötik becerisine bağlıdır. Beceri esastır; yöntem ise bu becerinin icra edildiği bir araçtan ibarettir. ​Kendi Kumaşını Tanımak: Mesleki Otantiklik ​Her terapistin kişisel bir mizaç yapısı, bilişsel bir stili ve hayata bakış açısı vardır. Bi...

Hakkımda

  Ayhan Bingöl Psikolog Anlamak, Öğrenmek ve Üretmek Üzerine Bir Yolculuk 1991 yılında İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji ve sosyoloji sıralarında başlayan hikayem, o günden bu yana temel bir amaç etrafında şekillendi: İnsanı anlamak , yeni bilgileri öğrenmek ve bu birikimi faydalı araçlara dönüştürerek üretmek . Meslek hayatım boyunca bu üç fiilin izini sürerek hem klinik sahada hem de bilimsel çalışmalarda yer almaya gayret ettim. Klinik Deneyim ve Akademik Katkı 1994 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ile başlayan klinik yolculuğum, 2006-2023 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı bünyesinde, özellikle MS (Multipl Skleroz) ve baş ağrısı alanlarında devam etti. Bu uzun süreçte araştırmacı klinisyen psikolog olarak pek çok hastanın tedavi sürecine eşlik etme şansı buldum Prof.DR.Aksel Siva gibi bir fikir llideri ile yakın çalışma fırsatı bulmak kişisel tarihim açısından dönüm noktası olmuştur. Prof. DR.Aksel siv...

Demans ve Alzheimer Hastalığının Erken Evresinde Bilişsel Uyarım Terapisi:

  Demans ve Alzheimer Hastalığının Erken Evresinde Bilişsel Uyarım Terapisi: Kuramsal Temeller ve Uygulama Esasları Özet Demans ve Alzheimer hastalığı, ilerleyici bilişsel kayıplarla seyreden ve bireyin bağımsızlığını önemli ölçüde etkileyen nörodejeneratif hastalıklardır. Erken evrede uygulanan farmakolojik olmayan müdahaleler, hastalığın işlevsel sonuçlarını hafifletmede kritik bir role sahiptir. Bu müdahalelerden biri olan Bilişsel Uyarım Terapisi (BUT) , sosyal etkileşim temelli, yapılandırılmış ve çoklu bilişsel alanları hedefleyen kanıta dayalı bir yaklaşımdır. Bu derleme çalışmada, bilişsel uyarım terapisinin kuramsal dayanakları, temel ilkeleri, uygulama süreci ve erken evre demans ve Alzheimer hastalarında klinik kullanımı ele alınmaktadır. Bulgular, BUT’nin bilişsel işlevler, yaşam kalitesi ve psikososyal iyilik hali üzerinde olumlu etkiler sunduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: demans, Alzheimer hastalığı, bilişsel uyarım terapisi, erken evre, psikososyal müdahale...

Ergenlerle İletişmde Güvenmi , Denetim mi?

  Ergenlerle İlişkide Denetim mi, Güven mi? Ergenlik dönemi, bireyin çocukluktan yetişkinliğe geçerken kimlik geliştirdiği, bağımsızlık arayışının yoğunlaştığı ve duygusal dalgalanmaların sık yaşandığı kritik bir süreçtir.  Bu dönemde ebeveynler için en zorlayıcı konulardan biri, çocuklarını nasıl yönlendirecekleri ve hangi yaklaşımın daha sağlıklı olacağıdır. Sıklıkla başvurulan denetim temelli tutumlar, kısa vadede güvenli bir çözüm gibi görünse de uzun vadede ergenin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Buna karşın, güven temelli ebeveyn-ergen ilişkisi hem bireysel gelişimi destekler hem de daha sağlam bir iletişim zemini oluşturur. Aşırı denetim, ergenin kendini sürekli kontrol altında hissetmesine neden olur. Bu durum, gencin içsel sorumluluk geliştirmesini engelleyerek davranışlarını yalnızca cezadan kaçınmak için düzenlemesine yol açabilir.  Ayrıca yoğun denetim, ergenin ebeveynlerinden uzaklaşmasına, düşünce ve duygularını gizlemesine neden olabilir. Sonuç olarak, ...

Varoluşun Değişen Sancıları

  Algoritmik Sessizlik: Yapay Zeka Çağında Varoluşçu Yalnızlık Modern insanın yalnızlığı, artık sadece kalabalıklar içinde kaybolmakla açıklanamaz. Bugünün yalnızlığı daha sofistike, daha sessiz ve daha ironiktir: İnsan, kendisini anlamak üzere tasarladığı makineler tarafından çevrelenmişken, hiç olmadığı kadar anlaşılmamış hissetmektedir. Varoluşçu bir eksende bakıldığında, yapay zeka yalnızca teknolojik bir araç değil; insanın kendi ontolojik boşluğunu yansıttığı distopik bir aynadır. Varoluşçuluk, insanı “dünyaya fırlatılmış” bir varlık olarak tanımlar. Anlam hazır değildir; insan onu yaratmak zorundadır. Ancak yapay zekanın yükselişiyle birlikte bu yaratma yükü kısmen algoritmalara devredilmiştir. Tavsiyeler, karar destek sistemleri, hatta duygusal eşlik uygulamaları, insanın seçim yapma kaygısını azaltmayı vaat eder. Ne var ki bu vaat, özgürlüğün hafiflemesi değil, sorumluluğun buharlaşması pahasına gerçekleşir. Sartre’ın “özgürlüğe mahkûm” insanı, artık özgürlüğünü optimize e...

Bilişsel Yorgunluk Davranış Değişimi

  Zihnin Ayar Düğmeleri: Nöromodülasyon Modern insanın en büyük paradokslarından biri şudur: Hiç bu kadar zihinsel olarak uyarılmamıştık, ama hiç bu kadar da zihinsel olarak yorgun olmamıştık. Gün boyu akan bildirimler, karar yükü, çoklu görev beklentisi ve sürekli dikkat talebi, beynin evrimsel sınırlarını zorluyor. Bu noktada sahneye üç güçlü kavram çıkıyor: nöromodülasyon, bilişsel yorgunluk ve davranış değişimi. Bu üçlü, zihinsel performansımızın arka planında işleyen görünmez bir denge mekanizmasını oluşturuyor. Beynin Gizli Orkestra Şefi: Nöromodülasyon Nedir? Beyni çoğu zaman bir kablo ağı gibi düşünürüz: Nöronlar sinyalleri iletir, bilgi akar. Oysa bu ağın nasıl, ne hızda ve hangi öncelikle çalışacağını belirleyen daha derin bir katman vardır: nöromodülasyon. Nöromodülatörler (dopamin, serotonin, noradrenalin, asetilkolin gibi), nöronlar arası iletişimi doğrudan mesaj taşımaktan ziyade, iletişimin tonunu ve hassasiyetini ayarlar. Bir anlamda beynin “ayar düğmeleri”dir. Aynı...

Digital dunya ADHD ve Dùrtù kontrol bozuklukları

Dijital Çağda Dikkat ve Dürtüsellik: ADHD Üzerine Bir Değerlendirme Modern yaşamın hızla akan dijital trafiği, bilişsel süreçlerimizi ve sosyal ilişkilerimizi derinden sarsıyor. Bu dönüşümden en fazla etkilenen grupların başında ise Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (ADHD) ile Dürtü Kontrol Bozukluğu yaşayan bireyler geliyor. Sosyal medya, kısa formatlı videolar ve oyunların sunduğu "hızlı dopamin", ADHD’nin temel belirtilerini daha görünür ve şiddetli hale getiriyor. 1. Nörobiyolojik Temeller: Beynin Fren Sistemi ADHD ve dürtü kontrolü, beynin prefrontal korteks adı verilen bölgesindeki işlevsel farklılıklarla doğrudan ilişkilidir. Bu bölge; dikkatimizi düzenleyen, davranışlarımızı dizginleyen ve plan yapmamızı sağlayan "yönetici merkez"dir. Dopamin ve noradrenalin sistemlerindeki farklılıklar, bireyi uzun vadeli hedefler yerine kısa vadeli, anlık ödüllere yöneltir. Dijital platformların sunduğu "beğeni" ve "bildirim" mekanizmaları,...

Başağrısı Probleminde Psikolojik Sorunlar ve Psikoloğun Rolü

Baş Ağrısı ve Psikoloji: Ağrının Görünmeyen Yüzü ve Psikoloğun Rolü Baş ağrısı, sadece fiziksel bir acı değil; bireyin iş, aile ve sosyal yaşamını derinden sarsan psikososyal bir süreçtir. Klinik veriler gösteriyor ki; migren veya kronik gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerde anksiyete ve depresyon görülme sıklığı, sağlıklı bireylere göre 2 ile 3 kat daha fazladır. Baş Ağrısı ve Psikiyatrik Komorbidite: Çift Yönlü Bir Bağ Araştırmalar, baş ağrısı ve duygudurum bozuklukları arasında "yumurta-tavuk" ilişkisine benzer, çift yönlü bir etkileşim olduğunu kanıtlamaktadır: Migren, majör depresyon riskini 4.8 kat artırırken; Majör depresyon varlığı, migren gelişme riskini 3.3 kat artırmaktadır. Bu durum, ağrının sadece bir semptom olmadığını, zihinsel sağlıkla iç içe geçmiş bir sağlık sorunu olduğunu göstermektedir. Özellikle kronik gerilim tipi baş ağrısı yaşayan hastaların %40'ından fazlasına bir anksiyete veya duygudurum bozukluğu teşhisi eşlik etmektedir. Beklentiler, İn...

Sağlık İletişimine Giriş: Modül 1

Sağlık İletişimi: Toplum Sağlığını Şekillendiren Güçlü Bir Araç Etkili sağlık iletişimi; sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda kronik hastalıkların yönetiminden salgınlarla mücadeleye kadar geniş bir yelpazede toplumsal davranış değişikliğini katalize eden stratejik bir süreçtir. Doğru yapılandırılmış bir iletişim stratejisi, toplumun sağlık okuryazarlığını artırarak sağlıklı yaşam tarzlarını kalıcı hale getirir. Etkili Bir Sağlık İletişimi Programının 9 Altın Özelliği Bir sağlık girişiminin hedef kitlede gerçek bir karşılık bulması için şu kriterleri karşılaması şarttır: Doğruluk: Bilgi, sübjektif yargılardan uzak ve bilimsel olarak geçerli olmalıdır. Kullanılabilirlik: İçerik, hedef kitlenin günlük hayatta en çok kullandığı mecralarda (TV, sosyal medya, internet, kiosklar) sunulmalıdır. Denge: Eylemlerin sadece faydaları değil, potansiyel riskleri ve farklı bilimsel perspektifleri de barındırmalıdır. Tutarlılık: Zaman içinde değişmeyen, diğer güvenilir kaynaklarla çelişme...