Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

AKIŞKAN AŞK

  ​ ​Dijital Çağda Bağlanma Korkusu: Zygmunt Bauman ve "Akışkan Aşk" ​Günümüzde ilişkilerin hızına yetişebiliyor musunuz? Birkaç kaydırma hareketiyle başlayan, ilk krizde "engelle" butonunun soğukluğuna teslim olan ve adeta bir kullan-at ürünü gibi hızla tüketilen bağlar... Hepimiz içten içe derin bir aidiyet ararken, neden bir o kadar da özgürlüğümüzün kısıtlanmasından korkuyoruz? ​Ünlü sosyolog Zygmunt Bauman , modern insanın bu derin çelişkisini kült eseri "Akışkan Aşk" (Liquid Love) kitabında masaya yatırıyor. Katı olan her şeyin eridiği, değerlerin ve yapıların sürekli şekil değiştirdiği bu çağa Bauman, akışkan modernite adını veriyor. Ancak bu toplumsal kırılganlık sadece sosyolojinin konusu değil; bireysel dünyamızda, psikolojimizin en derin savunma mekanizmalarında da karşılık buluyor. ​Gelin; sosyolojinin keskin aynasını psikolojinin içgörüsüyle birleştirelim ve modern aşkın röntgenini birlikte çekelim. ​1. "İlişki" Değil, ...

Alzheimer Tedavisinde Ritim ve Işık Devrimi

​Alzheimer Tedavisinde Ritim ve Işık Devrimi: MIT’nin 40Hz Gama Uyarımı Bize Ne Anlatıyor? ​ Alzheimer tedavisinde ilaçsız bir dönem mi başlıyor? MIT'nin 40Hz ışık ve ses uyarımı (GENUS) teknolojisiyle beynin doğal temizlik sistemini, glimfatik akışı ve hücresel iyileşme mekanizmalarını nasıl harekete geçirdiğini inceledik. ​Modern tıp, nörodejeneratif hastalıklarla mücadelede uzun süredir farmakolojik (ilaç odaklı) çözümlere odaklanmış durumdaydı. Ancak laboratuvarlardan ve klinik çalışmalardan gelen son veriler, Alzheimer gibi karmaşık süreçlerin çözümünde biyofiziksel ve ritmik yaklaşımların ezber bozabileceğini gösteriyor. ​MIT (Massachusetts Institute of Technology) Picower Öğrenme ve Hafıza Enstitüsü tarafından yürütülen ve nörobilim dünyasında geniş yankı uyandıran 40Hz Gama Stimülasyonu (GENUS) çalışmaları, beynin kendi doğal savunma ve temizlik mekanizmalarını dışarıdan invaziv (girişimsel) bir müdahale olmadan harekete geçirmenin yolunu açtı. ​Peki, saniyede 40 kez ...

Yapay Zeka Psikoloğunuz Olabilir mi?

  ​Yapay Zeka Psikoloğunuz Olabilir mi?   Yapay Zeka ve Ruh Sağlığı: Chatbotlardan Tavsiye Almak Güvenli mi? :   Duygusal destek için yapay zeka kullanıyor musunuz?  Amerikan Psikoloji Derneği'nin (APA) güncel kılavuzuna göre yapay zekayı ruh sağlığında güvenli kullanmanın yolları. ​Son yıllarda hayatımızın her alanına dokunan yapay zeka, artık sadece işlerimizi kolaylaştırmakla kalmıyor; zihinsel ve duygusal olarak sıkıştığımızda da kapısını çaldığımız bir sırdaşa dönüşüyor. Günümüzde pek çok insan, yalnızlık hissiyle baş etmek, duygusal destek bulmak ya da ruh sağlığına dair sorularına yanıt aramak için yapay zeka sohbet robotlarıyla dertleşiyor. ​Peki, ekranın diğer ucundaki bu algoritmalar zihinsel sağlığımız için gerçekten güvenli bir liman mı? ​ Amerikan Psikoloji Derneği (APA) , yapay zekanın ruh sağlığı ve wellness uygulamalarında kullanımı üzerine kapsamlı bir kılavuz yayımladı. Kılavuz, yapay zekanın sunduğu kolaylıkları göz ardı etmiyor ancak sını...

Travma ve Kimlik

  Hayat hepimizi bir yerlerden yaralar; bu, insan olmanın kaçınılmaz ortak paydasıdır. Ancak asıl büyük yol ayrımı, o yaranın kapısını kapatıp yolumuza devam ettiğimizde değil, yaranın kendisini evimiz haline getirdiğimizde başlar. ​Psikolojide son yıllarda sıkça üzerinde durulan "Yara Kimliği" (Wound Identity) kavramı, tam olarak bu kırılma noktasını işaret eder: Başına gelen acı verici olayları sadece bir deneyim olarak değil, kim olduğunun temel tanımı olarak kabul etmek. ​Peki, zihin neden iyileşmek yerine acının içinde kalmayı seçer ve bu döngüden nasıl çıkılır? ​Tanıdık Acının Konforu: Yara Kimliği Nedir? ​Bir haksızlığa uğradığımızda, travmatik bir kayıp yaşadığımızda veya hayal kırıklığıyla sarsıldığımızda acı çekmek en doğal hakkımızdır. Tehlike, bu acı zamanla hafiflemediğinde değil, bizi tanımlayan ana anlatı (narrative) haline geldiğinde başlar. ​Zihnimiz, bu yıkıcı duruma rağmen yara kimliğine tutunmayı paradoksal bir şekilde "konforlu" bulabili...

Maneviyat Psikolojisinin Yükselişi

  Ruhun Derinliklerine Dönüş: Maneviyat Yönelimli Psikoterapi Neden Yükselişte? ​Modern dünya bize hızı, konforu ve durmaksızın tüketmeyi vaat etti. Ancak bu baş döndürücü ivmenin ortasında, insan ruhunun derinliklerinde sessiz bir kırılma yaşandı. Saniyede binlerce verinin aktığı dijital çağda, insan hiç olmadığı kadar "bağlantıda" ama bir o kadar da "bağlantısız" hissetmeye başladı: Kendine, doğaya ve yaşamın o büyük gizemine yabancılaşarak... ​İşte tam bu noktada, psikoterapi odalarından yeni ve aslında çok tanıdık bir ses yükseliyor. Sadece semptomları susturmayı değil, ruhun o kadim sızısını anlamayı hedefleyen Maneviyat Yönelimli Psikoterapi , tüm dünyada yükselen bir grafik çiziyor. ​İşin aslı, bu yükseliş bir "moda" ya da bilim dışı bir kaçış değil; psikoloji tarihinin devlerinin attığı ama modernitenin unuttuğu tohumların yeniden filizlenmesidir. ​1. Maslow’un Eksik Kalan Zirvesi ve Frankl’ın Anlam Çığlığı ​Ana akım psikoloji uzun süre insanı...

Tekil Benlikten İlişkisel "Biz"e: Yetişkin Odaklı Sorunlarda Sistemik Terapinin Bilimsel Kanıtları (Alan Carr, 2018 İncelemesi)

  Tekil Benlikten İlişkisel "Biz"e: Yetişkin Odaklı Sorunlarda Sistemik Terapinin Bilimsel Kanıtları (Alan Carr, 2018 İncelemesi) ​Modern psikoloji uzun yıllar boyunca insanı yalıtılmış bir ada, zihni ise dış dünyadan bağımsız çalışan kartezyen bir mekanizma olarak görme eğilimindeydi. Ancak klinik pratik ve yaşamın olağan akışı bize defalarca göstermiştir ki; insanın acısı da neşesi de tekil bir boşlukta değil, ötekiyle kurduğu bağların tam ortasında, ilişkisel bir matriste filizlenir. İnsanın varoluşsal serüveni, tekil bir benliğin sınırlarını aşarak her zaman ötekiyle kurduğu ağlarda anlam kazanır. ​Klinik psikoloji literatüründe bu ilişkisel hakikati ampirik (görgül) verilerle en güçlü şekilde taçlandıran çalışmalardan biri, Alan Carr’ın 2018 yılında Journal of Family Therapy ’de yayımlanan "Couple therapy, family therapy and systemic interventions for adult-focused problems: the current evidence base" (Yetişkin odaklı sorunlar için çift terapisi, aile terapi...

Dopamin Nedir?

  Motivasyon ve Ödül Sisteminin Bilimsel Sırrı: Dopamin Nedir? ​Sabah alarmı çaldığında yataktan fırlamanızı sağlayan şey ne? Ya da saatlerce çalışmanız gereken o önemli projenin başına oturmak yerine, neden kendinizi bir anda YouTube’da kedi videoları izlerken buluyorsunuz? ​Birçoğumuz bunu "iradesizlik" veya "tembellik" olarak adlandırıp kendimize yükleniyoruz. Ama işin aslı çok daha derinlerde, beynimizin karanlık odalarında salgılanan küçücük bir molekülde saklı: Dopamin . ​Gelin, modern dünyanın en çok konuşulan ama en çok da yanlış anlaşılan bu kimyasal habercisinin arkasındaki bilimsel sırrı ve motivasyonunuzu nasıl yönetebileceğinizi keşfedelim. ​Dopamin Nedir? (Büyük Mitin Çöküşü) ​Yıllarca kulaktan kulağa yayılan büyük bir yanılgı var: Dopaminin bir "haz molekülü" olduğu söylenir. Çikolata yediğimizde, sosyal medyada beğeni aldığımızda ya da oyun kazandığımızda hissettiğimiz o mutluluk patlamasının sorumlusu dopamin olarak bilinir. ​Ancak m...

Lacan, Dil ve Bilinç Dışı

  ​Zihnimizin Gizli Grameri: Lacan, Dil ve Bilinç Dışı ​Psikanalizin babası Sigmund Freud, bilinç dışını karanlık, bastırılmış arzularla dolu ve kontrolü zor vahşi bir ormana benzetiyordu. Jacques Lacan ise bu ormana elinde bir fenerle girdi ve bize bambaşka bir şey gösterdi: Orada vahşi bir düzensizlik yoktu; aksine, son derece sistemli bir kurallar bütünü işliyordu. ​Lacan o meşhur ve devrimsel cümlesini kurdu: "Bilinç dışı, bir dil gibi yapılanmıştır." ​Peki bu tam olarak ne anlama geliyor? Kelimeler, bizim farkında olmadığımız kararlarımızı nasıl yönetiyor? Gelin, zihnimizin gizli gramerini birlikte çözelim. ​Kelimelerin Efendisi Değil, Kölesiyiz ​Gündelik hayatta dili bir "araç" olarak görürüz. Canımız bir şey ister, onu kelimelere dökeriz ve dille dünyayı kontrol ettiğimizi sanırız. Lacan’a göre ise durum tam tersidir: Biz dili konuşmayız, dil bizi konuşur. ​Biz daha doğmadan önce dil dünyada zaten mevcuttu. Kuralları, kelimeleri, anlamları hazırdı. Doğ...

Lacan ve Narsisizm

  Aynadaki Yabancı: Lacan’a Göre Narsisizm Neden Aslında "Kendimizi Sevmek" Değildir? ​Günümüzde "narsist" kelimesi havada uçuşuyor. Eski sevgiliniz, patronunuz, sosyal medyadaki o fenomen... TikTok ve Instagram çağında narsisizmi bir çeşit "aşırı kendini sevme ve kibirlenme hastalığı" olarak görmeye alıştık. ​Ancak Fransız psikanalist Jacques Lacan ’ın tozlu teorilerine biraz kulak kabartırsak, durumun çok daha derin, biraz trajik ve bir o kadar da absürt olduğunu görürüz. Lacan’a göre narsisizm, birkaç insanın yakalandığı bir karakter bozukluğu değil; insan olmanın ta kendisidir. ​Ve işin en komik (ya da dramatik) tarafı şu: Narsisizm aslında kendinizi sevmeniz değil, kendiniz sandığınız bir yabancıya aşık olmanızdır. ​Nasıl mı? Gelin, Lacan’ın meşhur "Ayna Evresi" teorisiyle aynanın arkasına geçelim. ​1. Bebeklikteki O Büyük İllüzyon: Ayna Evresi ​Lacan bizi insanlığımızın ilk aylarına, 6 ila 18 aylık olduğumuz döneme götürür. O dönemde ...

Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım

 Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım Holroyd Modeli ve Biyopsikososyal Yaklaşım Kronik Baş Ağrılarının Yönetiminde Stres Yönetimi, Gevşeme Eğitimi ve Farmakoterapinin Klinik Entegrasyonu Klinik İnceleme Makalesi • Haziran 2026 Özet Gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), dünya genelinde iş gücü kaybı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açan en yaygın primer baş ağrısı bozukluğudur. Kronik formlarında tek başına farmakolojik müdahaleler genellikle yetersiz kalmakta veya ilaç aşırı kullanımı baş ağrısı (İABA) riskini beraberinde getirmektedir. Bu makale, Kenneth A. Holroyd ve ark. tarafından geliştirilen davranışçı ve bilişsel modelleri merkeze alarak, GTBA yönetiminde Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT) ve Stres Yönetimi Terapisinin (SMT) etkinliğini incelemektedir. Özellikle Holroyd’un 2001 yılında JAMA'da yayımlanan dönüm noktası niteliğindeki randomize kontrollü çalışması ekseninde; trisiklik antidepresanlar, gevşeme eğitimleri, bilişsel yeniden yapılandırma ve kombine te...

Baş Ağrısı Yönetiminde Kognitif Davranışçı Yaklaşım (CBT-HA) ve Biyopsikososyal Perspektif

  Ağrının Fenomenolojisi ve Biyomedikal İndirgemeciliğin Ötesi ​Kronik baş ağrıları (migren, gerilim tipi baş ağrısı ve küme baş ağrıları), modern tıbbın yalnızca nosiseptif (ağrı reseptörleri düzeyindeki) bir uyaranla açıklamakta yetersiz kaldığı karmaşık fenomenlerdir. Ağrı, salt bir doku hasarı veya vasküler genişleme sinyali değil; biyolojik yatkınlıkların, bilişsel değerlendirmelerin, emosyonel durumların ve çevresel stresörlerin kesişim kümesinde inşa edilen sübjektif bir deneyimdir. Klasik biyomedikal modelin ağrıyı sadece farmakolojik müdahalelerle çözmeye çalışan indirgemeci yaklaşımı, yerini zamanla ağrının nörolojik ve psikolojik dinamiklerini bir bütün olarak ele alan biyopsikososyal modele bırakmıştır. ​Bu modelin klinik düzlemdeki en güçlü ve kanıta dayalı izdüşümlerinden biri, Baş Ağrısı için Kognitif Davranışçı Terapi (CBT-HA) protokolleridir. CBT-HA, baş ağrısını ortadan kaldırmayı vaat eden sihirli bir formül değil; bireyin ağrı algısını, ağrıya verdiği nörobilişs...

Baş Ağrısı ve Psikolojik Faktörlerin Görünmeyen Bağı

 Baş Ağrısı ve Psikolojik Faktörlerin Görünmeyen Bağı ​Bir sabah uyandığınızda şakaklarınızda zonklayan o tanıdık baskıyı hissettiğinizde aklınıza ilk gelen ne oluyor? Hava değişimi mi, az uyumak mı, yoksa dün gece yediğiniz o baharatlı yemek mi? ​Fiziksel tetikleyicilere odaklanmak kolaydır ancak modern nöroloji ve psikoloji çalışmaları, baş ağrılarının arkasında çok daha derin bir ortak olduğunu gösteriyor: Duygusal dünyamız ve zihnimiz. ​Tıp dünyasının önde gelen isimlerinden Dr. Yi Pan ve Dr. Stephen D. Silberstein’ın literatüre kazandırdığı veriler, psikolojik faktörlerin baş ağrısını sadece tetiklemekle kalmadığını, aynı zamanda ağrının şiddetini ve kronikleşme sürecini doğrudan yönettiğini ortaya koyuyor. ​1. Stres ve Baş Ağrısı Döngüsü: Kırılması Gereken Bir Kısır Döngü ​"Stres başımı ağrıtıyor" cümlesi bilimsel bir gerçektir. Stres anında vücut, "savaş veya kaç" moduna geçerek kortizol ve adrenalin gibi hormonlar salgılar. Bu durum kasların gerilmesine...