Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ayhan Bingöl etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gençler ve Yapay Zekâ:

​Gençler ve Yapay Zekâ: Dijital Çağda Arkadaşlığın Psikolojik Etkileri ​Günümüzde gençlerin neredeyse tamamı (%95) akıllı telefona sahip ve ortalama bir çocuk ilk telefonuna 8,5 yaşında kavuşuyor. Ancak asıl şaşırtıcı olan, birçok gencin artık akademik yardım veya eğlencenin ötesine geçerek duygusal destek ve arkadaşlık için yapay zekâ (YZ) sohbet robotlarına yönelmesi . ​Peki, yüz yüze iletişimin yerini ekranların, insan dostların yerini algoritmaların aldığı bu yeni dijital ekosistem, gençlerin ruh sağlığını ve sosyal bağlarını nasıl şekillendiriyor? Çeşitli disiplinlerden psikologların araştırmalarına dayanarak, dijital teknolojinin genç arkadaşlıkları üzerindeki etkilerini mercek altına alıyoruz. ​Arkadaşlık Neden Bu Kadar Önemli? ​Ergenlik, beynin sosyal normları, onaylanmayı ve empatiyi öğrendiği kritik bir "ikinci hassas dönemdir". Arkadaşlarla geçirilen olumlu zamanlar beynin ödül merkezlerini harekete geçirir. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki; sağlıklı akran il...

Demans Beklemez

  ​Demans Korkusu Kapıda, Peki Anahtar Nerede? ​Hepimiz yaş alırken zihnimizin berraklığını korumak istiyoruz. Ancak son araştırmalar gösteriyor ki; korkumuz büyük, hazırlığımız ise oldukça zayıf. ​ JAMA Neurology ’de yayınlanan yeni bir çalışma, 50-64 yaş arası yetişkinlerin neredeyse yarısının demans (bunama) geliştirme endişesi taşıdığını ortaya koydu. Buraya kadar şaşırtıcı değil, değil mi? Şaşırtıcı olan kısım şu: Her 20 kişiden sadece 1’i bu riski nasıl azaltabileceğini bir uzmanla konuşmuş. ​"Bulmaca Çözüyorum, Vitamin Alıyorum" Yeterli mi? ​Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu, hafızalarını korumak için kendi yöntemlerini geliştirmiş durumda: ​ %53’ü bulmaca çözüyor. ​ %39’u vitamin ve takviye kullanıyor. ​ %31’i balık yağı/omega-3 tercih ediyor. ​Peki, bunlar yeterli mi?  Bir psikolog olarak şunu söylemeliyim: Maalesef hayır. Rastgele çözülen bulmacalar veya ezbere alınan vitaminler, beynin karmaşık yapısını ve "bilişsel rezerv" dediğimi...

Amaç belirlemek unutkanlığı engelleyebilir mi?

  ​ Zihinsel Zırh: Yaşam Amacı Beynimizi Nasıl Koruyor? ​Modern nörobilim, beynimizi korumak için sadece bulmaca çözmenin veya sağlıklı beslenmenin yeterli olmadığını, "neden yaşadığımızın" da biyolojik bir karşılığı olduğunu kanıtlıyor. American Journal of Geriatric Psychiatry 'de yayınlanan kapsamlı bir araştırma, hayatta bir amaca sahip olmanın bilişsel bozulmayı geciktiren en güçlü "ilaçsız" müdahalelerden biri olduğunu ortaya koydu. ​ Araştırma Bize Ne Söylüyor? ​13.000'den fazla katılımcının uzun yıllar boyunca takip edildiği bu çalışma, çarpıcı bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Hayatta yüksek bir amaç duygusuna sahip olan bireylerin bilişsel bozulma yaşama olasılığı, amaç duygusu düşük olanlara göre çok daha az. ​İşin en etkileyici kısmı ise şu: Bu koruyucu etki; yaş, eğitim düzeyi ve hatta Alzheimer için en büyük genetik risk faktörü olan APOE E4 geni dikkate alındığında bile geçerliliğini koruyor. Yani genetik riskiniz yüksek olsa bile, bir ...

Hakikat Aceleye Gelmez:

  ​Hakikat Aceleye Gelmez: Modern Zaman Dervişi Spinoza ​Günümüzde bilgi, parmaklarımızın ucunda ışık hızıyla akan bir veri yığınına dönüştü. Her şeyi"biliyoruz" ama hiçbir şeyi "anlamıyoruz." Bilginin bu denli ucuzladığı, buna karşılık bilgeliğin gürültüde boğulduğu bir çağda; Spinoza, 17. yüzyılın derinliklerinden gelen o sarsılmaz ve berrak sesiyle bizi selamlıyor. O, hiçbir kalıba sığmayan, hakikati kendi hızıyla yaşayan bir modern zaman dervişidir Kendi Işığında Bir Münzevi ​Spinoza’nın dervişliği, bir aidiyetin veya bir geleneğin taklidi değildir. O, bir mercek yontucusu titizliğiyle sadece camları değil, insan zihninin bulanık pencerelerini de parlatmıştır. Bir otoriteye ya da hazır bir öğretiye yaslanma ihtiyacı duymaz. Onun dervişliği, dışarıdan gelen bir unvan değil, içeriden fışkıran bir zorunluluktan. Bilginin gürültüsü içinde, o sadece "olanı" olduğu gibi görmenin, yani bilgeliğin peşindedir. ​Efendilikten Parçası Olma Bilincine ​Modern insan...

İNSAN KENDİ EVİNİN EFENDSİ DEĞİLDİR(S.Freud)

  Rüyalar Bizim Ana Mekanlarımızdır: Bir Araf Yazgısı ​Gece yarısı, şehir sustuğunda ya da öğle sıcağında bir pencere kenarında daldığınızda, aslında nerede olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Goethe, bu sorunun cevabını yıllar öncesinden fısıldar bize: “Rüyalar bizim ana mekanlarımızdır.” Bu cümle, sadece uykuda görülen imgelerden bahsetmez. Aslında zihnimizin asıl ikametgahını, en samimi kognitifçıktılarımızı inşa ettiğimiz o kadim "evi" tarif eder. Ancak bugün, o görkemli evin içinde birer ev sahibi gibi değil, hapsolmuş birer kiracı gibi dolaşıyoruz. ​Uyku ile Uyanıklık Arasındaki O İnce Sızıntı ​Post-modern insanın en büyük yazgısı belkibudur: Ne tam uykunun o şifalı sessizliğine gömülebilir ne de uyanıklığın o berrak, keskin gerçekliğine adım atabilir. Kendimizi o gri bölgeye, uyku ile uyanıklık arasındaki dar sızıntıya hapsederiz. Gözlerimiz açıktır ama zihnimiz o bitmek bilmeyen "Dream Days" (Rüya Günleri) döngüsündedir; telefon ekranlarından akan imgeler, bitme...

Hakkımda

  Ayhan Bingöl Psikolog Anlamak, Öğrenmek ve Üretmek Üzerine Bir Yolculuk 1991 yılında İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji ve sosyoloji sıralarında başlayan hikayem, o günden bu yana temel bir amaç etrafında şekillendi: İnsanı anlamak , yeni bilgileri öğrenmek ve bu birikimi faydalı araçlara dönüştürerek üretmek . Meslek hayatım boyunca bu üç fiilin izini sürerek hem klinik sahada hem de bilimsel çalışmalarda yer almaya gayret ettim. Klinik Deneyim ve Akademik Katkı 1994 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ile başlayan klinik yolculuğum, 2006-2023 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı bünyesinde, özellikle MS (Multipl Skleroz) ve baş ağrısı alanlarında devam etti. Bu uzun süreçte araştırmacı klinisyen psikolog olarak pek çok hastanın tedavi sürecine eşlik etme şansı buldum Prof.DR.Aksel Siva gibi bir fikir llideri ile yakın çalışma fırsatı bulmak kişisel tarihim açısından dönüm noktası olmuştur. Prof. DR.Aksel siv...

Yetersizlik Duygusu ve Mükemmeliyetçilik Arasındaki İlişki: Depresyon Riski Üzerindeki Etkileri

  Giriş Yetersizlik duygusu ve mükemmeliyetçilik, günümüz toplumunda giderek daha fazla karşılaşılan psikolojik durumlar olup, bireylerin ruhsal sağlığını derinden etkileyebilecek potansiyellere sahiptir. Her iki durum da, bireylerin kendilerine ve çevrelerine dair beklentilerinin aşırı yüksek olmasından kaynaklanabilir ve bu durum depresyon gibi daha ciddi psikolojik hastalıklarla ilişkilendirilebilir. Bu makale, yetersizlik duygusu ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişkiyi, bu durumların depresyon riski üzerindeki etkilerini psikolojik bir perspektiften incelemeyi amaçlamaktadır. 1. Yetersizlik Duygusu ve Tanımı Yetersizlik duygusu, bireyin kendisini yeterli görmemesi, sürekli olarak eksik ve başarısız olduğuna inanması halidir. Bu duyguyu deneyimleyen kişiler, kendilerini diğer insanlarla kıyaslarlar ve genellikle kendi potansiyellerini küçümseyerek, başarılarını ve değerlerini göz ardı ederler. Yetersizlik hissi, genellikle düşük özsaygı ve güven duygusu ile bağlantılıdır. ...

Digital dunya ADHD ve Dùrtù kontrol bozuklukları

Dijital Çağda Dikkat ve Dürtüsellik: ADHD Üzerine Bir Değerlendirme Modern yaşamın hızla akan dijital trafiği, bilişsel süreçlerimizi ve sosyal ilişkilerimizi derinden sarsıyor. Bu dönüşümden en fazla etkilenen grupların başında ise Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (ADHD) ile Dürtü Kontrol Bozukluğu yaşayan bireyler geliyor. Sosyal medya, kısa formatlı videolar ve oyunların sunduğu "hızlı dopamin", ADHD’nin temel belirtilerini daha görünür ve şiddetli hale getiriyor. 1. Nörobiyolojik Temeller: Beynin Fren Sistemi ADHD ve dürtü kontrolü, beynin prefrontal korteks adı verilen bölgesindeki işlevsel farklılıklarla doğrudan ilişkilidir. Bu bölge; dikkatimizi düzenleyen, davranışlarımızı dizginleyen ve plan yapmamızı sağlayan "yönetici merkez"dir. Dopamin ve noradrenalin sistemlerindeki farklılıklar, bireyi uzun vadeli hedefler yerine kısa vadeli, anlık ödüllere yöneltir. Dijital platformların sunduğu "beğeni" ve "bildirim" mekanizmaları,...

Başağrısı Probleminde Psikolojik Sorunlar ve Psikoloğun Rolü

Baş Ağrısı ve Psikoloji: Ağrının Görünmeyen Yüzü ve Psikoloğun Rolü Baş ağrısı, sadece fiziksel bir acı değil; bireyin iş, aile ve sosyal yaşamını derinden sarsan psikososyal bir süreçtir. Klinik veriler gösteriyor ki; migren veya kronik gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerde anksiyete ve depresyon görülme sıklığı, sağlıklı bireylere göre 2 ile 3 kat daha fazladır. Baş Ağrısı ve Psikiyatrik Komorbidite: Çift Yönlü Bir Bağ Araştırmalar, baş ağrısı ve duygudurum bozuklukları arasında "yumurta-tavuk" ilişkisine benzer, çift yönlü bir etkileşim olduğunu kanıtlamaktadır: Migren, majör depresyon riskini 4.8 kat artırırken; Majör depresyon varlığı, migren gelişme riskini 3.3 kat artırmaktadır. Bu durum, ağrının sadece bir semptom olmadığını, zihinsel sağlıkla iç içe geçmiş bir sağlık sorunu olduğunu göstermektedir. Özellikle kronik gerilim tipi baş ağrısı yaşayan hastaların %40'ından fazlasına bir anksiyete veya duygudurum bozukluğu teşhisi eşlik etmektedir. Beklentiler, İn...

AİLE PSİKOLOJİK DANIŞMA TEKNİKLERİ

Genel olarak toplumsal ruh sağlığı çalışmaları içinde yer alan aile, bireyin ilk sosyal deneyimini edindiği ortamdır. Aile bireyin ruh sağlığında önemli bir kurum olması yanı sıra ruhsal hastalık ya da zorlu yaşam deneyimleri ile derinden sarsılan bir yapıya sahiptir..     Aile, kan, evlenme ya da evlatlık edinme bağlarıyla birbirine bağlı , aynı evde yaşayan, çeşitli roller çerçevesinde birbirine etki yapan insanlardan oluşmuş toplumsal bir kurumdur.Ailede organik bağdan çok psikolojik – sosyal ve yasla bağlar güç oluşturur.Ruh sağlığı çalışmalarında ailelerle çalışan profesyoneller aile dinamiklerini iyi bilmelidirler :    Tüm aileler temelde aynı işlevlere sahip olmalarına rağmen her aile ve her aile içinde yaşayan her birey tektir. Diğerlerinden farklı öz geçmişe ve özelliklere   Yapısal – fonksiyonel yaklaşımla aileyi 4 temel boyutta ele alabiliriz: a)     Değer sistemi: Değerler sistemini oluşturan faktörler kültür, ahlak, hukuk, d...