Ana içeriğe atla

Alzheimer Hasta Yakını Olmak

 Demans hastasının yakını olmak, zamana karşı verilen sessiz ve uzun soluklu bir mücadeledir. Bu mücadele, yalnızca tıbbi terimlerle açıklanamayacak kadar insani; yalnızca sabırla taşınamayacak kadar ağırdır. 

Çünkü demans, bir insanın anılarının yavaş yavaş silinmesi değil sadece, o anılarla kurulmuş ilişkilerin de çözülmesidir. Aynı yüzlere her gün yeniden kendini tanıtmak, aynı hikâyeleri her seferinde ilk kez dinliyormuş gibi karşılamak gerekir. Tanıdık olan yabancılaşır; yabancı olan ise evin içine yerleşir.

Yakın olmak, bu süreçte fiziksel bir mesafeden çok daha fazlasını ifade eder. Demans hastasının yakını, geçmişin bekçisi olur. Hasta artık hatırlayamadığında, onun yerine hatırlamakla yükümlüdür: çocukluğunu, sevdiklerini, kırgınlıklarını, hatta kendini. Bu bir tür emanettir; kırılgan, ağır ve vazgeçilmez. Zamanla roller yer değiştirir. Bir zamanlar yol gösteren, şimdi yolunu kaybetmektedir; bir zamanlar koruyan, şimdi korunmaya muhtaçtır. Bu tersine dönüş, insanın içini en çok yoran şeylerden biridir.

Ancak demans, yalnızca kayıplardan ibaret değildir. Tüm eksilmelerine rağmen, insanın özüne dair beklenmedik anlar sunar. Bazen bir gülümseme, bazen tek bir kelime, bazen de nedensiz bir dokunuş… Hafızanın çözüldüğü yerde, duygular direnmeye devam eder. Yakın olan kişi, artık sözcüklerden çok sezgilerle iletişim kurmayı öğrenir. Sabır, sevgi ve anlayış; soyut kavramlar olmaktan çıkar, gündelik hayatın zorunlu becerilerine dönüşür.

Demans hastasının yakını olmak, nihayetinde bir vedayı uzun uzun yaşamaktır. Kişi hâlâ karşınızdadır, ama bildiğiniz hâliyle değildir. Bu yüzden yas, ölümle değil, unutuluşla başlar. Yine de bu süreç, insanın şefkat kapasitesini derinleştirir. Her şeye rağmen kalabilmeyi, hatırlanmamayı göze alarak sevmeyi öğretir. Ve belki de en zor ama en değerli ders şudur: İnsan, hatırladıklarıyla değil, hatırlanamadığında bile gördüğü ilgiyle insandır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilişsel Tükenmişlik Nedir?

Bilişsel Tükenmişlik: Zihniniz "RAM" Uyarısı Veriyor Olabilir mi? ​ Yazar: Ayhan Bingöl Kategori: Nöropsikoloji / Davranış Değişimi / Beyin Sağlığı ​ "Başlangıçta eylem vardı." — Goethe ​Goethe’nin bu tespiti, modern çağın "bilişsel felci" karşısında bugün her zamankinden daha anlamlı. Zihnimiz sürekli bir veri bombardımanı altında; analiz ediyor, planlıyor, kaygılanıyor... Ama tüm bu zihinsel trafik içinde asıl önemli olanı, yani "eylemi" ve "akışı" kaybediyoruz. İşte bu zihinsel tıkanıklık, karşımıza modern dünyanın en sinsien sinsi yorgunluğu olarak çıkıyor: Bilişsel Tükenmişlik. ​Bilişsel Tükenmişlik Nedir? ​Beyni bir bilgisayar gibi düşünürsek; Bilişsel Tükenmişlik, işlemcinin (prefrontal korteks) aşırı ısınması ve geçici belleğin (RAM) dolmasıdır. Sabah henüz kahvenizi yudumlamadan düşen bildiriml​Belirtileri Nasıl Tanırsınız? ​Eğer aşağıdaki durumları sık yaşıyorsanız, beyniniz size "dur" diyor olabilir: ​Kara...

Çağın Vebası Dürtü Kontrol Bozukluğu

  Dürtü Kontrol Bozukluğu: Aile ve İlişkilerdeki "Görünmez" Engel Anlık bir öfke patlaması, düşünmeden söylenen kırıcı bir söz veya sonu düşünülmeyen bir eylem... Dürtü Kontrol Bozukluğu (DKB), sadece bireysel bir psikolojik durum değil, aynı zamanda aile içi dinamikleri ve partner ilişkilerini sarsan bir fırtınadır. Peki, kontrol edilemeyen bu dürtüler en yakınlarımızla olan bağlarımızı nasıl etkiliyor? Dürtü Kontrol Bozukluğu Nedir? En temel tanımıyla DKB; bireyin kendine veya başkasına zarar verebilecek bir eylemi gerçekleştirme dürtüsüne karşı koyamamasıdır. Bu durum bir "karakter zayıflığı" değil, nöropsikolojik bir süreçtir. Ancak bu sürecin sosyal yansımaları, özellikle en güvenli limanımız olan aile içinde derin yaralar açabilir. 1. Aile Dinamiklerinde DKB: Huzurdan Kaosa Aile, duygusal bir alışveriş merkezidir. Dürtü kontrolü zayıf bir bireyin varlığı, bu alışverişteki dengeyi bozar. İletişim Kazaları: Düşünmeden hareket etme eğilimi, aile içinde "s...

Hakkımda

  Ayhan Bingöl Psikolog Anlamak, Öğrenmek ve Üretmek Üzerine Bir Yolculuk 1991 yılında İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji ve sosyoloji sıralarında başlayan hikayem, o günden bu yana temel bir amaç etrafında şekillendi: İnsanı anlamak , yeni bilgileri öğrenmek ve bu birikimi faydalı araçlara dönüştürerek üretmek . Meslek hayatım boyunca bu üç fiilin izini sürerek hem klinik sahada hem de bilimsel çalışmalarda yer almaya gayret ettim. Klinik Deneyim ve Akademik Katkı 1994 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ile başlayan klinik yolculuğum, 2006-2023 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı bünyesinde, özellikle MS (Multipl Skleroz) ve baş ağrısı alanlarında devam etti. Bu uzun süreçte araştırmacı klinisyen psikolog olarak pek çok hastanın tedavi sürecine eşlik etme şansı buldum Prof.DR.Aksel Siva gibi bir fikir llideri ile yakın çalışma fırsatı bulmak kişisel tarihim açısından dönüm noktası olmuştur. Prof. DR.Aksel siv...