Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Lacan ve Narsisizm

  Aynadaki Yabancı: Lacan’a Göre Narsisizm Neden Aslında "Kendimizi Sevmek" Değildir? ​Günümüzde "narsist" kelimesi havada uçuşuyor. Eski sevgiliniz, patronunuz, sosyal medyadaki o fenomen... TikTok ve Instagram çağında narsisizmi bir çeşit "aşırı kendini sevme ve kibirlenme hastalığı" olarak görmeye alıştık. ​Ancak Fransız psikanalist Jacques Lacan ’ın tozlu teorilerine biraz kulak kabartırsak, durumun çok daha derin, biraz trajik ve bir o kadar da absürt olduğunu görürüz. Lacan’a göre narsisizm, birkaç insanın yakalandığı bir karakter bozukluğu değil; insan olmanın ta kendisidir. ​Ve işin en komik (ya da dramatik) tarafı şu: Narsisizm aslında kendinizi sevmeniz değil, kendiniz sandığınız bir yabancıya aşık olmanızdır. ​Nasıl mı? Gelin, Lacan’ın meşhur "Ayna Evresi" teorisiyle aynanın arkasına geçelim. ​1. Bebeklikteki O Büyük İllüzyon: Ayna Evresi ​Lacan bizi insanlığımızın ilk aylarına, 6 ila 18 aylık olduğumuz döneme götürür. O dönemde ...

Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım

 Gerilim Tipi Baş Ağrısında Bilişsel Davranışçı Yaklaşım Holroyd Modeli ve Biyopsikososyal Yaklaşım Kronik Baş Ağrılarının Yönetiminde Stres Yönetimi, Gevşeme Eğitimi ve Farmakoterapinin Klinik Entegrasyonu Klinik İnceleme Makalesi • Haziran 2026 Özet Gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), dünya genelinde iş gücü kaybı ve yaşam kalitesinde düşüşe yol açan en yaygın primer baş ağrısı bozukluğudur. Kronik formlarında tek başına farmakolojik müdahaleler genellikle yetersiz kalmakta veya ilaç aşırı kullanımı baş ağrısı (İABA) riskini beraberinde getirmektedir. Bu makale, Kenneth A. Holroyd ve ark. tarafından geliştirilen davranışçı ve bilişsel modelleri merkeze alarak, GTBA yönetiminde Bilişsel Davranışçı Terapinin (BDT) ve Stres Yönetimi Terapisinin (SMT) etkinliğini incelemektedir. Özellikle Holroyd’un 2001 yılında JAMA'da yayımlanan dönüm noktası niteliğindeki randomize kontrollü çalışması ekseninde; trisiklik antidepresanlar, gevşeme eğitimleri, bilişsel yeniden yapılandırma ve kombine te...

Baş Ağrısı Yönetiminde Kognitif Davranışçı Yaklaşım (CBT-HA) ve Biyopsikososyal Perspektif

  Ağrının Fenomenolojisi ve Biyomedikal İndirgemeciliğin Ötesi ​Kronik baş ağrıları (migren, gerilim tipi baş ağrısı ve küme baş ağrıları), modern tıbbın yalnızca nosiseptif (ağrı reseptörleri düzeyindeki) bir uyaranla açıklamakta yetersiz kaldığı karmaşık fenomenlerdir. Ağrı, salt bir doku hasarı veya vasküler genişleme sinyali değil; biyolojik yatkınlıkların, bilişsel değerlendirmelerin, emosyonel durumların ve çevresel stresörlerin kesişim kümesinde inşa edilen sübjektif bir deneyimdir. Klasik biyomedikal modelin ağrıyı sadece farmakolojik müdahalelerle çözmeye çalışan indirgemeci yaklaşımı, yerini zamanla ağrının nörolojik ve psikolojik dinamiklerini bir bütün olarak ele alan biyopsikososyal modele bırakmıştır. ​Bu modelin klinik düzlemdeki en güçlü ve kanıta dayalı izdüşümlerinden biri, Baş Ağrısı için Kognitif Davranışçı Terapi (CBT-HA) protokolleridir. CBT-HA, baş ağrısını ortadan kaldırmayı vaat eden sihirli bir formül değil; bireyin ağrı algısını, ağrıya verdiği nörobilişs...

Baş Ağrısı ve Psikolojik Faktörlerin Görünmeyen Bağı

 Baş Ağrısı ve Psikolojik Faktörlerin Görünmeyen Bağı ​Bir sabah uyandığınızda şakaklarınızda zonklayan o tanıdık baskıyı hissettiğinizde aklınıza ilk gelen ne oluyor? Hava değişimi mi, az uyumak mı, yoksa dün gece yediğiniz o baharatlı yemek mi? ​Fiziksel tetikleyicilere odaklanmak kolaydır ancak modern nöroloji ve psikoloji çalışmaları, baş ağrılarının arkasında çok daha derin bir ortak olduğunu gösteriyor: Duygusal dünyamız ve zihnimiz. ​Tıp dünyasının önde gelen isimlerinden Dr. Yi Pan ve Dr. Stephen D. Silberstein’ın literatüre kazandırdığı veriler, psikolojik faktörlerin baş ağrısını sadece tetiklemekle kalmadığını, aynı zamanda ağrının şiddetini ve kronikleşme sürecini doğrudan yönettiğini ortaya koyuyor. ​1. Stres ve Baş Ağrısı Döngüsü: Kırılması Gereken Bir Kısır Döngü ​"Stres başımı ağrıtıyor" cümlesi bilimsel bir gerçektir. Stres anında vücut, "savaş veya kaç" moduna geçerek kortizol ve adrenalin gibi hormonlar salgılar. Bu durum kasların gerilmesine...

Duygulanımsal Aktarım ve Ruhun Gözenekleri

​Görünmez Miras: Duygulanımsal Aktarım ve Ruhun Gözenekleri ​Psikoloji dünyasında uzun süre çocuğun gelişimini sadece "kendi iç dünyası" üzerinden okuduk. Ancak Jessica Benjamin , odağı değiştirerek bizi bambaşka bir aynaya bakmaya davet etti: Öznelliklerarasılık. Benjamin’e göre gelişim, boşlukta değil; iki canlının, yani iki farklı öznelliğin çarpışması ve uyumuyla gerçekleşir. ​Bu noktada Benjamin’in üzerinde durduğu en sarsıcı kavramlardan biri duygulanımsal aktarımdır. ​Annenin Sessiz Dili: Düzenlenememiş Duygular ​Benjamin, anne ve çocuk arasındaki bağı anlatırken annenin sadece "bakım veren" bir figür olmadığını, kendi arzuları, korkuları ve en önemlisi işlenmemiş (düzenlenememiş) duyguları olan bir özne olduğunu vurgular. Anne, kendi iç dünyasında yatıştıramadığı bir kaygıyı veya dile dökemediği bir öfkeyi taşıdığında, bu duygular kelimelere dökülmese bile çocuğun gelişen benliğine bir sis gibi nüfuz eder. ​Bu bir tür "duygusal sızıntıdır."...

Duygu Düzenleme Terapisi (ERT) ile Sürekli Düşünme Döngüsünden Kurtulun

  ​Zihnin Kontrol Yanılsaması: Duygu Düzenleme Terapisi (ERT) ile Sürekli Düşünme Döngüsünden Kurtulun ​Hiç zihninizin içinde hapsolmuş gibi hissettiniz mi? Kendinizi sürekli geçmişteki bir hatayı analiz ederken veya gelecekteki olası felaketleri kurgularken buluyor musunuz? Klinik psikoloji dünyasında "tekrarlayan olumsuz düşünce" veya "sürekli meşgul zihin" olarak adlandırılan bu durum, kaygı ve depresyonun en temel tetikleyicilerinden biridir. ​Columbia Üniversitesi’nden Dr. Douglas Mennin, bu zihinsel döngüleri kırmak için geliştirdiği Duygu Düzenleme Terapisi (ERT) ile modern psikoterapide yeni bir yol açıyor. İşte sürekli meşgul bir zihni sakinleştirmenin ve duyguları yönetmenin yolları. ​Sürekli Düşünmek Neden Bir "Kontrol Yanılsamasıdır"? ​Birçoğumuz, bir sorun üzerine saatlerce düşünürsek onu çözebileceğimize inanırız. Dr. Mennin'e göre bu aslında bir "kontrol illüzyonudur". Zihin, belirsizlikten kaçmak ve kendini güvende hissetmek i...

Dünyanın Ağırlığı Altında Ezilmek mi, Kendi Temelinde Yükselmek mi?

  ​Dünyanın Ağırlığı Altında Ezilmek mi, Kendi Temelinde Yükselmek mi? “Piramidi Düzeltmek” ​Modern yaşamın getirdiği o amansız duyguyla tanış mısınız? Sosyal adaletsizlikler, ekonomik dalgalanmalar, iklim krizi ve bitmek bilmeyen siyasi gerilimler... Tüm bu küresel meseleler, üzerimize binen devasa, ters çevrilmiş bir piramit gibi. Ve biz, bu dev kütleyi en alttaki küçücük, titrek bir uçla —yani kendi kısıtlı kaynaklarımızla— dengede tutmaya çalışıyoruz. ​Peki, bu piramit ne zaman üzerimize devrilecek? Ya da daha önemlisi: Piramidi tersine çevirip sağlam bir temele oturtmak mümkün mü? ​Ters Piramit Sendromu: Neden Bu Kadar Yorgunuz? ​Psikolog Dr. Thomas Doherty’nin vurguladığı gibi, pek çok danışan "ters piramit" sendromuyla terapi koltuğuna oturuyor. Dünyanın sorunlarını en üste, kendi temel ihtiyaçlarımızı ise en alta koyduğumuzda denge bozuluyor. Bu durum sadece zihinsel bir yorgunluk değil, aynı zamanda bir "kaynak tükenmişliği" yaratıyor. ​Eğer tabanını...