Bir düşün. Annen seni arıyor. “Akşam kaçta geliyorsun?” diyor. Cevap veriyorsun.
Beş dakika sonra yine arıyor. Aynı soru.
Bir saat sonra bir daha.
Sen gülümsüyorsun. “Anne, az önce söyledim.” Ama telefonu kapattığında içinde küçük, soğuk bir şey kıpırdıyor. Bir soru. “Ya bu başlıyorsa?”
Bugün o sorunun yanında oturacağız. Cevabı ben veremem. Ama o korkunun içinde ne olduğuna birlikte bakabiliriz. Ne zaman gerçekten dikkat etmek gerekir? Ve sonra ne yapılabilir?
Önce bir şeyi söyleyeyim. Unutkanlık, kendi başına hastalık demek değildir.
Hepimiz anahtarı yanlış yere koyarız. Bir ismi dilimizin ucunda bulup sonra hatırlarız. Yaşla birlikte bu biraz artabilir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün vurgusu çok net: Demans, yani halk arasındaki adıyla bunama, yaşlanmanın normal bir parçası değildir. Ama yaşla birlikte sıklığı artar.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada elli beş milyondan fazla insan demansla yaşıyor. Her yıl yaklaşık on milyon yeni vaka ekleniyor. Alzheimer hastalığı, bunların yaklaşık yüzde altmış ila yetmişini oluşturuyor.
Türkiye için tek bir kesin rakam yok. Türkiye Alzheimer Derneği yetkilileri farklı zamanlarda, yüz binlerce ile yaklaşık bir milyon aile arasında değişen sayılardan söz etti. Ama şu açık: Bu konuyla karşılaşan aile sayısı artıyor.
Yani yalnız değilsin.
Peki hangisi hangisi?
Alzheimer Derneği’nin yayımladığı ve dünyada sık kullanılan bir “on uyarı işareti” listesi var. Hepsini saymayacağım. Ana fikri anlatayım.
Normal yaşlanmada insan bir ismi ya da bir randevuyu unutur. Ama sonra hatırlar. Haftanın hangi günü olduğunu karıştırır. Biraz düşününce bulur. Bir eşyayı yanlış yere koyar. Adımlarını geri izleyip bulur
Endişe verici olan, unutmanın hayata işlemeye başlamasıdır.
Yeni öğrendiği bilgiyi sürekli unutmak. Aynı soruyu tekrar tekrar sormak. Yıllardır yaptığı tanıdık işlerde zorlanmak. Bildiği bir yolda kaybolmak. Her gün pişirdiği yemeği yapamamak. Tarihi, mevsimi, bulunduğu yeri karıştırmak. Konuşurken doğru kelimeyi sık sık bulamamak. Para konusunda alışılmadık kararlar vermek.
Ve bazen hafızadan çok farklı bir şey: Ruh hâlinde ve kişilikte değişim. Hep neşeli olan birinin içine kapanması. Eskiden sevdiği şeylerden, insanlardan uzaklaşması.
Bu yüzden en önemli soru şu: “Eskisine göre değişti mi? Ve bu değişim günlük hayatını bozuyor mu?”
Birinin hep dalgın olması başka. Geçen yıl yapabildiği bir şeyi artık yapamaması başka.
Her Unutkanlık Alzheimer Değildir
Bazen unutkanlığın arkasında tedavi edilebilir nedenler olabilir. Depresyon, yaşlılarda dikkati ve hafızayı belirgin biçimde bozabilir. B12 vitamini eksikliği, tiroid sorunları, bazı ilaçların yan etkileri, uyku apnesi ve işitme kaybı da benzer bir tabloya yol açabilir. Bunların bir kısmı muayene ve basit kan testleriyle ayırt edilebilir.
Yani doktora gitmek, “Alzheimer tanısı almak” demek değil. Bazen çözülebilir bir şeyi bulmak demek. Hastalık varsa da erken bilmek; plan yapmak, doğru desteği almak, zamanı kazanmak demek.
“Anne, Doktora Gidelim mi?”
Şimdi işin en zor kısmına gelelim.
Bu cümleyi kurmak çoğu zaman “Sana deli diyorum” demek gibi hissettirir. Anne baba da öyle duyabilir. Kızarlar. İnkâr ederler. “Ben iyiyim, sen abartıyorsun.”
Bu çoğu zaman inat değil. Korku ve utanç. Çünkü “bunama” kelimesi bizde hâlâ ağır bir damga taşıyor.
Bazı aileler şu yolu buluyor: “Hafıza muayenesi” yerine “genel kontrol.” “Ben de check-up yaptıracağım, birlikte gidelim mi?” Tansiyon, şeker, kolesterol, işitme, görme. Bu hem hekime giden yolu açıyor, hem utancı küçültüyor.
Bir de şu var: Randevudan önce kısa bir not hazırlamak. “Annem sürekli unutuyor” yerine şunu yazmak: “Son üç ayda dört kez ocağı açık unuttu. Aynı soruyu günde on kez soruyor.” Hekim için çok daha değerli bir bilgi.
Hafıza şikâyetleri için nöroloji, geriatri ya da psikiyatri polikliniklerine başvurulabilir. Bazı hastanelerde bellek poliklinikleri de var. Randevuya birlikte gitmek, anne babanın yalnız hissetmesini önler.
Bir şeyi de eklemem gerekiyor. Ani başlayan bir şaşkınlık, konuşma bozukluğu ya da birden ortaya çıkan ciddi bir zihin bulanıklığı acil bir durum olabilir. Beklemeden yüz on iki’yi ara.
Bir tanı konsa da konmasa da, bu yolda bir şey değişmeye başlar. Yakın olmak, fiziksel bir mesafeden çok daha fazlasını ifade eder.
Hafızası zayıflayan birinin yakını, bir bakıma geçmişin bekçisi olur. O artık hatırlayamadığında, onun yerine hatırlamakla yükümlüdür. Çocukluğunu. Sevdiklerini. Kırgınlıklarını. Hatta kendini.
Bu bir emanettir. Kırılgan, ağır ve vazgeçilmez.
Psikolog Pauline Boss bu duruma bir ad verdi: belirsiz kayıp. Kişi fiziksel olarak hâlâ yanındadır. Ama psikolojik olarak, bildiğin hâliyle artık orada değildir. Kayıp var, ama cenaze yok. Yas var, ama kimse “başınız sağ olsun” demiyor.
Bu yüzden demansta yas, çoğu zaman ölümle değil, unutuluşla başlar.
Zamanla roller de yer değiştirir. Bir zamanlar yol gösteren, yolunu kaybetmiştir. Bir zamanlar koruyan, korunmaya muhtaçtır. Burada çok ince bir sınır var: Onu korurken ona çocuk gibi davranmamak.
Hafızası zayıflayan biri hâlâ bir yetişkindir. “Çay ister misin?” diye sormakla “Şunu iç” demek arasında bir dünya fark vardır.
İki bin yirmi dörtte Lancet dergisinde yayımlanan, dünyanın önde gelen demans araştırmacılarının hazırladığı bir rapor var. Rapor, on dört değiştirilebilir risk faktörü ele alınırsa demans vakalarının yaklaşık yüzde kırk beşinin önlenebileceğini ya da geciktirilebileceğini tahmin ediyor.
Bu hesap, risk faktörlerinin nedensel olduğu varsayımına dayanıyor. Yani garanti değil. Ama mesaj güçlü.
Listede işitme kaybı var. Tedavi edilmemiş görme kaybı var. Yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, diyabet, hareketsizlik, depresyon, sosyal yalnızlık var. İşitme kaybı ve yüksek kolesterol, tek tek en büyük paylar arasında.
Bunun anlamı şu: Anne babanın işitme cihazı, gözlüğü, tansiyon ilacı, yürüyüşü, arkadaşlarıyla buluşması yalnızca “yaşlılık bakımı” değil. Aynı zamanda beyin sağlığının bir parçası.
Emaneti Taşıyanın Yorgunluğu
Ve bu emaneti taşıyan kişi de yorulur.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre demanslı kişilere bakım verenler günde ortalama beş saatlerini buna ayırıyor. Bakım saatlerinin yaklaşık yüzde yetmişini kadınlar üstleniyor. Çoğu zaman kimse görmeden. Teşekkür edilmeden.
Yorulmak sevgisizlik değildir. Öfkelenmek de değildir. “Artık yapamıyorum” demek, bırakmak demek değildir. Çoğu zaman yardım istemenin ilk cümlesidir.
Bir kardeşten. Bir komşudan. Bir uzmandan. Türkiye Alzheimer Derneği gibi kuruluşlar bilgi ve destek sunuyor.
Yardımı kabul etmek, emaneti bırakmak değildir. Onu daha uzun taşıyabilmenin yoludur.
Bu hafta belki şunu yapabilirsin. Annenle ya da babanla bir akşam yemeği ye. Hafızayı sorgulamadan, sadece yanında ol. Eski bir anıyı sor. Ve sessizce, fark ettirmeden gözlemle: Eskisine göre bir değişim var mı?
Endişen sürüyorsa bir not defteri al. Gözlemlerini yaz. Ve bir hekimle konuş. Endişeyi bilgiyle ve bir randevuyla birleştirdiğinde, korku bir plana dönüşür.
[duraklama]
Bu yolun sonunda bazen çok zor bir ders var: Hatırlanmamayı göze alarak sevmek.
İnsan, hatırladıklarıyla değil, hatırlanamadığında bile gördüğü ilgiyle insandır.
Yorumlar
Yorum Gönder