Efe ve Elif: Duvar Dibindeki Sessizlik ve Aynadaki Çığlık Bugün sizinle danışmanlık odamızın kapısını aralayacağız ve zaman tünelinde kısa bir yolculuğa çıkacağız. Önce ilkokul bahçesinin o gürültülü ama bir o kadar da sessiz köşesine, sekiz yaşındaki Efe'nin yanına gideceğiz. Oradan kalkıp ortaokulun son zilinin ardından, on dört yaşındaki Elif'in aynanın karşısındaki o gergin, öfkeli ama bir o kadar da çaresiz sessizliğine konuk olacağız. Çünkü akran zorbalığı dediğimiz o karmaşık ağ, sabit bir yaşa ya da tek bir yönteme hapsolmaz. Sekiz yaşında bir simidi parçalayarak kendini görünmez kılmaya çalışan Efe de, on dört yaşında "O markaya sahip değilsen yoksun" diyen sinsi bakışların arasında ezilen Elif de aslında aynı ortak çığlığı fısıldayor: "Beni gör, beni duy, bu dünyada güvende olduğumu bana hissettir." Ama bu iki hikâye aynı değil. Yaş değişince zorbalığın biçimi, gücün kaynağı ve bizim yapmamız gereken de değişiyor. Gelin, bu iki hikâyenin üzerinde...